Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Oray Eğin Tucker Tucker başkanlığa hazırlanıyor
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Amerikan televizyonlarının en etkili isimlerinden biri Tucker Carlson. Uzun yıllar sağa hitap eden ve Trump’ı da yaratan Fox News kanalının akşam kuşağının en değerli saati ona emanetti. Carlson o kadar etkiliydi ki Trump seçildikten sonra Beyaz Saray’da her akşam onu izler, programdan sonra telefonla arardı.

        Trump’ın ikinci seçim kampanyasında sadece medyadan destek vermedi, bizzat mitinglerine katıldı Carlson. Onun için kampanya yaptı, kürsüden konuştu. Hatta bir ara adı başkan yardımcılığı için bile geçti. Ve şimdi hem Trump’ın sonu olabilir, hem de bir sonraki Amerikan Başkanı seçilebilir.

        BİZDEN BİRİNE BENZİYOR

        Farklı siyasi görüşleri savunsalar, tarzları da pek benzemese de Tucker Carlson’ın Amerika’daki mevcut konumu Fatih Altaylı’yla kıyaslanabilir. İkisi de uzun yıllardır gazetecilik yapıyor, üstelik en üst düzeyde gazetecilik yapıyorlar. İkisi de onlarca yıl ekranda çok seyredilen programlar sundu ve hep kendilerinden söz ettirmeyi, zirvede kalmayı başardı. Ana akımdan ayrıldıktan sonra ikisi de kendilerine dijital mecralarda yeni bir alan buldu.

        Benzerlik bu kadarla sınırlı değil. Milyonlarca kişi tarafından izlenen YouTube kanalları iki gazeteciyi de zamanla siyasi bir figüre dönüştürdü. Herhangi bir siyasi parti üyesi değiller, hatta ikisi de kurdukları siyasi köprüleri kolaylıkla yakabiliyorlar. Tıpkı bir zamanlar Erdoğan’la çok yakın olan Altaylı gibi, Carlson’ın da Trump’la arası bozuldu.

        Son günlerde ikisinin de siyasete girebileceklerine yönelik çok fazla spekülasyon dolaşıyor. Ta geçen yazdan beri Altaylı’nın siyasete girmek için uygun fırsatı kolladığına dair dedikodular duyuyorum. Altaylı’yı şahsen tanıyorum; şahsen tanımasam da kendimi bildim bileli onu okuyorum ve hakkında az-çok bir fikrim var. Asla siyasete gireceğini düşünmüyorum. Hatta onda, tıpkı bende olduğu gibi, kendisini üye kabul edebilecek hiçbir kulübe katılmama eğilimi görüyorum. En fanatik olduğu konu Galatasaray’dı; burada bile yönetime girdikten sonra kavga ederek ayrıldı.

        Toplu hareket etmek onun karakterine aykırı bir kere. Ama pek çok kişi Altaylı’nın yorumlarında, iktidara yönelik eleştirilerinde kendini bulduğundan onu farklı bir göreve layık görüyor olmalı. Kendisindense takipçilerinin gönlünden geçiyor gibi daha çok.

        İnsanların söylemek istediklerini anlaşılabilir ve yalın bir şekilde dillendiriyor. Bu durum onun ister istemez zoraki bir muhalif lider gibi algılanmasına neden oluyor. Muhalefetin cılız kaldığı, doğru tepkiyi veremediği, umutsuz seçmenin sarılacak can simidi aradığı bir ortamda ona pek çok misyon yükleniyor.

        Altaylı defalarca siyasete girmeyeceğini açıkladı. En son, kendisi istese bile, eşinin izin vermeyeceğini söyledi.

        SİYASETE GİRMEYECEKMİŞ

        Tucker Carlson da siyasete girmeyeceğini, aday olmayacağını söylüyor. Ama bu aralar başkan adaylığına hazırlandığı çok net California Valisi Gavin Newsom başta olmak üzere herkes aday olmayacağını söylüyor. Kim siyasette iddialıysa önce adaylık iddialarını inkar ediyor.

        2028’de Amerika’da genel seçim var. Genelde adaylık kampanyası iki sene öncesinden yavaş yavaş başlar, son bir senede hız kazanır.

        Rota hemen hemen her zaman aynıdır. Medyada görünürlük, röportaj vermeler, medyada görünürlüğe vesile olması için kitap çıkartmalar, bir süre sonra da halk toplantıları derken adaylık resmen açıklanır. Özellikle sonbaharda bugün aday olmayacağını söyleyen herkesin aday olmaya mecbur kaldıklarına dair açıklamalarını duyabiliriz.

        Tucker Carlson’ın X’teki bazı videoları 100 milyon kere izlendi. 2026’da ortalama izlenme sayısı 17.6 milyon. Fox News’da bu sayı üç milyon civarındaydı. Şu an gücünün zirvesinde ve çok ciddi bir kitleye hitap ediyor.

        Son birkaç ayda ona normal şartlarda hiç yüz vermeyecek medya kuruluşlarında söyleşileri çıkıyor. Önce The Economist, bu hafta sonu da New York Times.

        Ana akım medyanın merak ettiği soru Carlson’ın neden birden seçilmesine katkıda bulunduğu Trump’a savaş açtığı. Öyle böyle bir savaş değil. Geçenlerde programında Trump için “Acaba Deccal olabilir mi?” dedi. Seçmeni ona oy vermeye yönlendirdiği için özür diledi. Trump’ın İsrail tarafından korkutulduğunu, 2024’teki suikast girişiminin arkasında İsrail’in olabileceğini dillendirmeye başladı. Cumhuriyetçi partinin önde gelenler isimlerini Gazze’de çocukları öldürmekle itham ediyor.

        Yıllar önceki yazışmaları ortaya çıktığında da Trump’tan hoşlanmadığı anlaşılan Carlson en son Paskalya Günü’nde tüm köprüleri attı. 10 sene önce pek bayılmasa da Trump’a stratejik bir destek vermiş; baskı altında olduğunu iddia ettiği Hıristiyanları bir tek onun koruyabileceğini düşünmüş. Trump tam da paskalya günü İran’ı yok etmekle tehdit edip bir de İslam’la dalga geçince artık onu desteklemeyeceğini fark etmiş.

        Amerika’da Hıristiyanlar şu anda baskı altında mı, emin değilim, ama Trump’la köprüleri atması gibi dini retoriği artırması da stratejik bir adım. Tucker Carlson besbelli kendisini 2028’deki seçimlere hazırlıyor. Kendisi şu anda kabul etmese de bütün işaretler o yönde.

        MESAJLARININ KARŞILIĞI VAR

        Carlson’ın mesajları da 2028’de Cumhuriyetçi Parti seçmeninde karşılık bulacak. Bir kere İran Savaşı şimdiden Trump tabanını böldü. Trump’ın iki muhtemel varisi, Rubio ve Vance, 2028’deki seçimlere sırtlarında İran Savaşı yüküyle giriyor. İlki savaşın destekçisiydi, diğeriyle sözde karşı çıkmasına rağmen herhangi bir adım atmadı.

        Carlson’a göre Neo-Con’lar İsrail’e hizmet ediyor, İran savaşını destekliyor. Partinin asıl bağışçıları da onlar, bu yüzden Trump da istediklerini yapmaya mecbur hissediyor. Carlson ise bu sınıfa savaş açıyor.

        Carlson’ın ayrıca Amerikan solunda ciddi anlamda karşılık bulan, Bernie Sanders gibi sosyalist figürlerin popülerleşmesine neden olan bir ekonomik söylemi de var. Dev şirketlerden hesap sorulması gerektiğini savunuyor, 2008 finansal krizinden sonra ortaya çıkan “Occupy Wall Street” hareketinden zamanında umutlu olduğunu hatırlatıyor. Geçim sıkıntısından bahsediyor, Stanford mezunlarının bile iş bulamadığına dikkat çekiyor. Trump’ın çözmeyi vaat edip çözemediği hayat pahalılığı konusunun hesabını seçmen soracak.

        Ekonomik olarak solcu bir söylemi tutturan Carlson bazı iç meselelerde de Trump tabanıyla aynı fikirde: ABD’nin dünyanın dertlerindense kendi problemlerine odaklanması gerektiğini inanıyor. Bütün Amerikan başkanlarının bir süre sonra dünya sorunlarıyla ilgilenmeye başladığını, çünkü kendi ülkelerindeki evsizlik, uyuşturucu bağımlılığı gibi meseleleri çözmenin zor geldiğini fark ettiklerini ekliyor. Göçmenlik konusunda da sınırlandırmadan yana.

        Eğer yarışa girerse ekrandaki tartışmalarda muhtemel rakibi Rubio ve Vance’i paramparça edecek kadar ağzı laf yapıyor. Eksiği bugüne kadar devlet tecrübesi olmaması, sadece televizyon sunucusu olarak tanınması. Ama insanların da Carlson’ın söylediklerini duymaya ihtiyacı var, özellikle de her partinin geleceği olan genç seçmen için mesajları gayet yerinde.

        YENİ BİR İDEOLOJİ

        Bütün dünyada olduğu gibi ABD’de de artık yeni bir siyasi model ortaya çıkıyor. Ne sol ne sağ bir ideoloji bu. Veya solun sağ, sağın sol olduğu, Türkiye’den alışık olduğumuz bir söylem.

        Ekonomik popülizmle milliyetçi politikaların harmanlandığı, her iki siyasi yelpazeden iş yapan mesajların uyarlandığı yeni bir üslup. Örneğin eşcinsel haklarını savunup trans sporculara karşı çıkılabiliyor. Dindarlık vurgusuyla birlikte haksız savaşlara karşı çıkılıyor. Serbest piyasayı savunup gelir adaletsizliğine, milyarder sınıfına karşı çıkılıyor.

        Tucker Carlson bu yeni ideolojinin şimdilik en kuvvetli figürü. Yeni Amerikan Başkanı bu çizgide biri olacak büyük ihtimalle. Carlson’ın kendisi olmasa da fikirleri iktidara gelecek. Bu süreci Türkiye’deki siyasi partilerin de yakından takip etmesi gerekiyor.