Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Anlatanın yalancısıyım, ama geçtiğimiz günlerde el konulan Halk TV’nin sahibi Cafer Mahiroğlu iş görüşmelerini bir ocakbaşında yaparmış. Üstelik ateşin başında da kendisi olur, kebapları bizzat çevirirmiş. Hiç tanımıyorum, ama son birkaç yılda medyadan takip ettiğim kadarıyla karaktere uygun bir davranış biçimine benziyor bu ocakbaşı ritüeli. İlginç bir profil Mahiroğlu, ya da eski adıyla Cafer Özdemir.

        Kanaldaki profesyonelleri eleyip yayın politikasından transfer duyurularına kadar hemen her konuda bizzat söz alması da onu alıştığımız medya patronlarından ayırıyordu. İngiltere’de yaşadığını biliyoruz. Oralarda büyük paralar kazandığını söylüyor, medya işine nasıl girdiğini anlatıyor. Ama aslında hakkında hiçbir şey bilmiyoruz bu Türk Gatsby’sinin.

        REKLAM

        En başta da adı gizemini koruyor. Yapılan son operasyonda kardeşlerinin hepsinin soyadı Özdemir olarak geçiyor. Oysa Mahiroğlu birkaç kere, pek de ikna edici olmayan yanıtlarla, soyadını Mahiroğlu olarak değiştirmesini ailevi nedenlere bağlamıştı.

        Keşke külyutmaz gazeteci İsmail Saymaz bunları araştırsa da dosyaları bam bam bam önümüze koysaydı. Ön şartlarından biri kuşku duymak olan gazetecilikte en kötü muhabirin burnu bile bu soyadı operasyonundan iyi koku alır. Oysa kendi taşralılığının intikamını bir türlü alamayan ve gazeteciliği sınıf atlamanın aracı olarak görenler Mahiroğlu’nun soyadında haber kokusu almadı, onun yerine nereden geldiği tartışmalı parasını aldılar. Bu bir tercihti.

        REKLAM

        Evrensel gazetecilik kurallarından biri de parayı takip etmek değil miydi? Mahiroğlu (né Özdemir) hiçbir zaman bu servetin kaynağını da açıklamadı. Sahi, Halk TV’yi nasıl almıştı. Daha da önemlisi kimden almıştı? Hem Halk TV satılık mıydı?

        YANITSIZ SORU

        Ankara’da Or-An sitesinde bir apartmanın önünde uzun süre bir Porsche park edilmiş bekliyordu. Otomobilin sahibi aynı zamanda aralarında milletvekilleri, ünlü yazarların da olduğu apartmandaki dairelerden birinin sahibiydi ve bir ara dairesini satılığa çıkarmıştı. İlan uzun süre kaldı, ancak emlakçı ısrarla evi göstermedi. Bir süre sonra da ilan tamamen kaldırıldı, belki de tok satıcıydı.

        REKLAM

        Tıpkı kapıdaki otomobilin model ve markası gibi apartmanın geçirdiği tadilat da Or-An standartlarında alışılmadık bir durumdu. 30 yıl boyunca Antalyalı bir avukat burada yaşıyordu. Eski moda mobilyaları olan, bol kitaplı, iddiasız, bir akademisyene uygun, mütevazı denebilecek bir apartman dairesiydi. O evin salonunda ne şeytanlıklar kurgulanmış, ne hizipler örgütlenmiş, ve en az bir seferinde de blue jean’ler çekilerek poz verilmişti. Banyoda defne sabunu durur, ev sahibi her sabah bu sabunla yıkanırdı.

        O yıllarda mutfakta Sub Zero buzdolabı yoktu. Apartmanın önünde Porsche park edilmemişti. Defne kokulu sabunla alınan sıcak bir duşun ardından mı partinin sahibi olduğu kanalın kendi şahsına geçirmek aklına gelmişti, yoksa Ankara’da herksin bildiği aşk kaçamaklarının birinde mi? Büyük bir siyasi şeytanlıktı bu hamle, karşılığı çocuklara miras kaldı.

        REKLAM

        Kanal nasıl alındı da nasıl satıldı, kimse merak etmedi. Haksızlık etmeyeyim, birkaç kişi çok merak etti. İçlerinde Uğur Dündar gibi çok kişiye ulaşabilen gazeteciler olmasına rağmen Halk TV’nin satışına dair haklı soruları kendi mahallesi tarafından görmezden gelindi. Satan memnundu da alan peki? Alan kişi nasıl bir anda karlılığın çok zor olduğu medya sektörüne yatırım yapmaya ikna olmuştu?

        Sorular özellikle cevaplanmadı. Muhalif mahallede berbat bir omerta geleneği var. “Aman zarar gelmesin, aman şimdi zamanı değil,” diye diye her türlü kirlilik, şüphe halının altına süpürülüyor.

        PROPAGANDA BÜLTENİ

        REKLAM

        Gatsby’lerin sonu kaçınılmazdır, tek soru bu sonun ne zaman geleceğidir. Londra Köprüsü çöküyor.

        Gerçek soyadıyla Özdemir, sonradan tercih edilenle Mahiroğlu bazen o kadar çok konuşuyor ki, konuştukça bazı meslek ayıplarını da itiraf ediveriyor. Muhalefet partileriyle anlaşma yaptığını, parti parasıyla kanalı döndürdüğünü, sözleşmeyi yenilemediğini bizzat o söyledi. Muhalefetin kendi içindeki kavgası sayesinde ciddi paralar verilen web siteleri, maaşa bağlanan sosyal medya troll’leri ve bu kirliliğe bulaşan gazetecileri de öğreniyoruz. Ecz.’in de gelir gelmez önceliği Türkiye’yi kurtaracak bir çözüm planı açıklamak değil, ikinci bir propaganda kanalı kurmaktı.

        REKLAM

        Medyayı ne kadar önemsiyorlar?

        Haksız da sayılmazlar çünkü Halk TV gibi propaganda kanallarının en büyük işlevi kendi kitlelerini uyuşturmak, onları objektif gerçekten, eleştirel düşünceden arındırılmış birer robot haline getirmektir.

        2023’te CHP liderinin kamuoyuna aday olarak ikna edilmesinde öncülüğü Halk TV yapıyordu. Çeşitli dönemlerde koyu Ecevit’çi, koyu Erdoğan’cı, koyu askerci, koyu Aydın Doğan’cı, kısa bir süre koyu Demirören’ci olan Fikret Bila’nın en usta reklam yazarını bile kıskandıracak propaganda yazıları Halk TV’de yayımlandı. 2024 seçimlerine gelindiğinde Halk TV muhalefetin tartışmalı belediye başkanlarını övüyordu.

        REKLAM

        Küçük esnaf Mahiroğlu sonradan klikleşen muhalefette saf değişti. 2023 çok uzak bir tarih değil, bugün Halk TV’nin arkasından yas tutan muhalif kitle bu zararlı yayınları hatırlamıyor mu? Kendilerinin nasıl uyutulduğunu, hassasiyetlerinin sömürüldüğünü, bu propaganda sayesinde muhalif seçmenin kaybettiğini ama birkaç kişinin de kazandığını görmüyor mu? Türkiye’de iktidarın en büyük avantajı karşısında kandırılmaya son derece müsait bir muhalif kitlenin varlığıdır. Hayır, hatırlamıyorlar çünkü şimdi “nefes borularının biri kesilmiş gibi” Halk TV’nin susturulmasının yasını tutuyorlar.

        MUHALEFETİ MUHALEFETTEN KORUMAK

        REKLAM

        Bir süredir Türkiye’de “görünmez el” denebilecek bir gücün devreye girdiğini giderek daha fazla düşünüyorum. 19 Mart’tan Halk TV operasyonuna kadar bütün yaşananlar muhaliflere darbe olarak yorumlanıyor, bana göre bu görünmez el belki bilerek belki de bilmeyerek muhalif seçmene sırtlarındaki yükten kurtulmak için çeşitli fırsatlar veriyor. Bir başka deyişle, muhalefeti muhalefetten koruyor.

        Bana kalırsa son yılların en çarpıcı olaylarından biri geçtiğimiz günlerde İBB duruşmalarının biri sırasında yaşandı. Kamu hizmetini kendisine görev bildiği için, ve sadece bu nedenle, epey iddialı bir özel sektör kariyerinden sonra İstanbul belediyesinde çalışmayı seçen Fatoş Pınar Türker yöneticiliği sırasında kuşku duyduğu bir para trafiğini Ekrem İmamoğlu’nun sağ kolu Murat Ongun’a soruyor. “Siz bu kişiyi tanıyor musunuz?” dediğinde Ongun kuşkuya mahal bırakmayacak şekilde reddediyor. Mahkemede tanıdığı ortaya çıkıyor.

        REKLAM

        Türker’le bir kere tanıştım. İlk izlenimim robotlaşma derecesinde işine yoğunlaşmış bir profesyonel olduğuydu. İşi dışında bir hayatı yok gibi duruyordu, işini sulandırmamaya da kararlıydı. Soğuk ve mesafeli denebilirdi ama ben bu haline hayran kaldım ve herhangi bir kurum için böylesi bir elemana sahip olmanın büyük bir şans olduğunu düşündüm.

        Bugün anlıyoruz ki belediyedeki erkekler kulübü onu bile harcayabilmiş, arkasından işler çevirmiş. Çok önemli bir belediye kurumunun başında olmasına rağmen arkasından dönen dolapları da daha yeni mahkemede öğrendi. Ona bile gözlerini kırpmadan yalan söyleyebilmişler.

        REKLAM

        Türkiye’nin anahtarını teslim almaya talip olan, üstelik kendilerinin başkalarından daha ahlaklı olduğunu söyleyenlerin, en yakınındakilere bile oyun oynadığını görmek benim için yeteri kadar güven sarsıcıydı.

        Halk TV’nin bu olayı büyütmesini beklerdim, en azından web sitesinde yaptığım kabaca aramaya göre görmezden gelinmişe benziyor. İyi ki haberlerimi Halk TV’den almıyorum, diye düşündüm. Şimdi daha fazla kişi almayacak ve bu durum belki de muhalefet hareketine yapılmış en büyük iyilik olacak.