Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Abdurrahman Yıldırım Tarihi zirve piyasaları uçurur mu?
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Bazen piyasalarda öyle haftalar vardır ki, açıklanacak veriler ya da yapılacak zirveler yalnızca kısa vadeli fiyat hareketleri yaratmaz; geleceğin ekonomik ve jeopolitik eksenini de belirler.

        İşte önümüzdeki hafta tam olarak böyle bir eşiğe işaret ediyor.

        Bir tarafta ABD ile Çin liderleri kritik bir zirvede aynı masaya oturacak. Diğer tarafta ise Fed’in gelecekteki yönünü belirleyebilecek tarihi bir atama süreci yaşanacak.

        Bu nedenle piyasalar artık sadece enflasyonu, faizi veya büyümeyi izlemiyor. Çünkü mesele çok daha büyük.

        • Hürmüz Boğazı’nın açılıp açılmayacağı,
        • Çin aracılığıyla açılırsa bunun neyin karşılığında olacağı,
        • Küresel gücün nasıl paylaşılacağı,
        • Enerji yollarının kim tarafından kontrol edileceği,
        • Yapay zeka ve teknolojinin paylaşılıp paylaşılmayacağı da çok önemli.
        • Aslında piyasalar ilk kez bu kadar net biçimde yeni dünya düzenini fiyatlamaya hazırlanıyor.

        Yalnızca başkan değil, yeni bir dönem seçiliyor

        Uzun süredir piyasaların ana gündemi Fed’in ne zaman faiz indireceğiydi. Ancak artık tartışma başka bir yere evrildi.

        Yeni soru şu: Fed bundan sonra nasıl bir kurum olacak?

        Kevin Warsh’un Fed başkanlığına atanma sürecinin başlamasıyla Washington’un daha sert, daha politik ve daha stratejik bir merkez bankacılığı dönemine geçebileceği yorumlarını beraberinde getirdi.

        Bu yalnızca Amerikan tahvil faizleri açısından önemli değil.

        • Doların küresel gücü,
        • Gelişmekte olan ülkelere sermaye akışı,
        • Altın fiyatları,
        • Teknoloji hisseleri,
        • Ve küresel risk iştahı, doğrudan bu yeni yaklaşımın tonundan etkilenecek.

        Çünkü Fed başkanları yalnızca faiz belirlemez. Aynı zamanda dünyanın risk algısını da yönetir.

        Trump-Xi Jinping zirvesi

        14-15 Mayıs’taki Trump-Xi Jinping zirvesi klasik bir ticaret görüşmesi olarak okunursa büyük hata yapılır.

        Masada tarifeler var. Yapay zeka rekabeti var. Çip savaşları var. Ama bu sorunların bir görüşmede çözülmesi çok zor, hatta imkansız. Bir görüşmeler serisi ve 5-10 yılı alacak konular.

        Ama bütün başlıkların merkezinde aslında en güncel konu olarak Hürmüz Boğazı duruyor.

        Çünkü bugün küresel ekonominin enerji damarlarından biri burada atıyor.

        Ve ilk kez Washington, bu hattın güvenliği konusunda Pekin’in siyasi ve diplomatik ağırlığına ihtiyaç duyuyor. Boğazın açılmasının anahtarı Çin’de ve ABD’nin zamanı yok.

        Önümüzde ara seçimlere ya sorunu çözüp, kampanyaya odaklanmak ya da seçime çok yakın bir tarihte çözerek rüzgarı arkasına almak isteyen bir Trump var.

        Bu talep de öyle karşılıksız yerine getirilecek cinsten değil. Çin’in yumuşak karnı da Tayvan.

        Bu durum aslında son yılların en önemli jeopolitik kırılmalarından biri olabilir.

        Çünkü ABD tek başına İran ile masaya oturup anlaşma yapacak durumda değil. İran’ın isteklerine evet diyemiyor.

        Çin ise İran üzerindeki ekonomik ve diplomatik etkisini stratejik bir pazarlık unsuruna dönüştürüyor. Bunun işaretlerini de verdi.

        Başka bir ifadeyle Trump kısa vadeli rahatlama ararken, Xi Jinping uzun vadeli güç mimarisini kurmaya çalışıyor.

        Ekonomi değil jeopolitik güç

        Geride bırakmakta olduğumuz küresel dönem yatırımcılar için daha öngörülebilir ve daha kolaydı.

        Enflasyon gelir, fiyatlanır. Faiz kararı açıklanır, piyasa yönünü bulurdu.

        Şimdi tablo farklı ve çok daha karmaşık.

        • Artık petrol fiyatları sadece arz-talep dengesine veya OPEC’e bağılı değil.
        • Tahvil faizlerini sadece merkez bankaları veya Fed belirlemiyor.
        • Borsaların yönünü yalnızca şirket kârları etkilemiyor.
        • Artık diplomasinin tonu, liderlerin psikolojisi, enerji güvenliği, teknoloji savaşları, liderlerin jeopolitik hamleleri ile pazarlıkların seyri doğrudan fiyatlamaların içine giriyor.
        • Başka bir ifadeyle ekonomi ile jeopolitik birbirine tamamen karıştı.

        Bu nedenle yeni dönemin en kritik gerçeği şu olabilir: Risk artık yalnızca bilanço riski değil; dünya düzeni riski.

        Piyasalar artık ekonomik verileri değil, küresel güç mücadelesini satın alıyor.

        Yeni dönemin kazananları değişebilir

        Bu haftanın sonuçları yalnızca birkaç günlük fiyat hareketi yaratmayabilir. Aynı zamanda önümüzdeki yılların ana yatırım temasını da şekillendirebilir.

        Zirveden çıkacak sonuçlar yalnızca kısa vadeli dalgalanma yaratmayacak. Yeni dönemin kazanacak sektörlerini de belirleyebilecek.

        • Savunma ve siber güvenlik şirketleri.
        • Yapay zeka ve yarı iletken üreticileri.
        • Enerji güvenliğiyle bağlantılı altyapı yatırımları.
        • Kritik madenler.
        • Altın ve güvenli liman varlıkları önümüzdeki yılların ana hikâyesine dönüşebilir.

        Zirve kırılma yaratabilir

        Sermaye artık yalnızca büyüme odaklı değil, aynı zamanda güvenlik ve stratejik koruma satın alıyor.

        Dolayısıyla bu hafta bir atama ve bir zirve şeklinde takvimlerde yer alsa da, aslında fiyatlanacak şey yeni dünya düzenin başlangıcı olabilir.

        Çünkü görüşecek olanlar dünyanın en büyük iki gücüdür. Görüşecekleri de dünyanın en önemli sorunu ve yeni dünya düzenidir. Birbirine mahkumlar ve kavga etme şansları şimdilik yok. Hatta bu yıl içinde Çin liderinin ABD’yi ziyaret edeceği de açıklanabilir.

        Hürmüz Boğazı’nın açılması yönünde bir açıklama veya işaret dünya siyasetini değiştirebileceği gibi küresel piyasaları da ateşler.

        Washington ile Pekin arasındaki masa, yeni jeopolitik güç dengeleri ve Fed’in yeni yapısının doları da, faizi de ve küresel varlıkları da etkileyeceği açık. Güç yeniden nerede ve nasıl şekilleniyorsa piyasalar da uyum gösterecek.

        Ve belki de eski dünya geri dönmemek üzere tarihe karışacak.

        Son söz: “Dünya artık eskisi gibi değil ve bir daha asla olmayacak.” John Maynard Keynes