Bir hafta sonra unutacağımız veya farklı olaylar sebebiyle gündemden düşecek sezonluk bir oteldeki yangını ve kaybettiğimiz insanlarımızın böyle bir hadiseye neden muhatap olduklarını tartışıyoruz. Ancak asıl mevzuyu, sistem meselesini de kısa sürede unutacağız, siyasetin sisteme olan etkisini de gündemimizden düşüreceğiz.
Bir kuruma izin, ruhsat, işletme yetkisi mevzu bahis olunca talipli makam çok oluyor. Siyaset yetkiyi elinden bırakmak istemiyor, ama bir problem yaşandığında ise hesap verecek sorumlu bulunamıyor. Bakanlıklar, genel müdürlükler, belediyeler topu birbirine atıyor. Bu durum ülkemizin her alanda genel sorunu…
Türkiye’deki sezonluk; sayfiye ve kış otellerinin işletme modelinin de bu tarz sorunlar yaşanmasında etkisi söz konusu. Ayrıca ülkemizde kısa süreli olarak okulların toptan yarıyıl tatile çıkarılması sebebiyle yığma bir turizm sezonu yaşıyor olmamızın da katkısı var. Yıllardır, “Şubat Tatili” kavramını 15 güne sıkıştırılmaması, okulların aynı tarihte açıp, aynı tarihte kapatılıp büyük sorunlara sebep olunmaması, Almanya ve Japonya gibi ülkelerin örnek alınarak bir çıkış yolu bulunmasına dikkat çekiyorum. Ama nafile…
Otelin işletmecisi, oteline sahip çıkmadığı ve yangına sebep olduğu için gözaltına alınıyorsa, otelde konaklayan vatandaşların sahibi kim? Bir nevi sahip çıkılmadıkları veya tatil yaptıkları yerler iyi denetlemediği için yaşamlarını kaybedenler sebebiyle kimlerin gözaltına alınması gerekir? Bu hadisede olduğu gibi sadece otel sahibi veya başka bir hadisede sadece işletmecileri afişe edilerek bu tarz sorunları çözemeyiz. Bu şekilde de dar bir kapsamla hadiselerin üzerine gidilmemesi gerekir. Aksi halde ülkemizde iyi işletmeler ve iyi işletmecilik modelleri ortaya koyamayız. Yanan otel, yıllardır Türkiye’nin kış turizminde rol model olarak gösteriliyordu. Şimdi ağır eleştiriliyor! Adil bir denetim, disiplin, rekabet şartları ve kamu düzeni olmazsa hangi sektör gelişebilir?
Bolu Kartalkaya Grand Kartal Otel’deki bu hadise acaba denetim açısından yeni düzenlemeler için bir milat olabilir mi? İşletmeye ruhsat verenler, denetleyenler neden hep bu tarz hadiselerin dışında kalıyor? Mesela kamudan birileri neden hesap vermiyor? Gözaltına alınmıyor? Sorumluluk alıp istifa etmiyor? Daha net ifadesiyle bu otelin denetiminden kimin sorumlu olduğunu neden açık ve net olarak bilmiyoruz?
Meydana gelen bu tarz hadiselerde maalesef kamu yetkilileri pek ceza almıyor, sorumluluk üstlenmiyor. Her türlü izni, onayı, işletme ruhsatını kamu kurumları veriyor. Onlar denetliyor, ama bir kriz olduğunda işletmeciler suçlanarak gündem geçiştiriliyor.
Bir başka mevzuda hemen hemen her sektörde işletmecilerin sorumlulukları çalışanlarına üzerine bırakmasına imkân ve fırsat veren mevzuatların olması. İnsanlar çeşitli sorunlar sebebiyle hizmet aldıkları kurumlarda canlarını kaybederken, işletmeciler mallarının küçük bir kısmını dahi kaybetmeyebiliyorlar. Müeyyideler caydırıcı olmayınca işletmeciler de gerekli tedbir almıyor, istihdam ettikleri çalışanlar üzerinden tahakküm kurabiliyorlar.
Netice itibariyle kamu denetimleri layıkıyla yapıp, hesap verecek şekilde sorumluluk almadığından bu tarz hadiseler tekrarlanıp duruyor. Kısa süre aralıklarla da benzer problemler karşımıza çıkıyor. Galiba çıkmaya da devam edecek…
Siber yetmez, TUA ve Ulusal Ulaşım’a da başkanlık gerekli…
Defalarca bu köşede Türkiye’nin ciddi bir siber güvenlik sorunu olduğunu, çeşitli bakanlık ve kurumlar altındaki siber güvenlik birimleriyle de bu problemin çözülemeyeceğini yazdım. Bazı bakanlık yetkilileri bana tepki gösterdi. Ağır eleştirenlere oldu. Çünkü kendi kontrol ve denetimleri altındaki siber güvenlik birimlerinin ellerinden çıkmalarını istemiyorlardı.
Hatta bünyelerinde siber güvenlik birimi bulunduran kurumlar birbirlerine eleştirerek en iyi hizmeti kendilerinin verebileceğini savunuyorlardı. Bu birimlerden birisinin Ankara’da merkezini gezip, bilgi alınca hem hadisenin ehemmiyetini daha iyi anladım hem de bu işin bakanlıklar ve kurumlar üstü bir mesele olduğunu iyice idrak ettim. Ardınan Türkiye’nin Cumhurbaşkanlığı’na bağlı, tüm bakanlıklara sözü geçecek bir Siber Güvenlik Başkanlığı’na ihtiyacı olduğunu defalarca yazdım. Geçen yıl bu hususta gerekli adımlar atılacağına, başkanlık kurulacağına dair açıklamalar yapıldı. Geçen hafta ise somut adım atıldı ve TBMM Milli Savunma Komisyonu, Siber Güvenlik Kanunu Teklifi'ni kabul etti.
Artık ülkemizin Cumhurbaşkanlığı’na bağlı bir Siber Güvenlik Başkanlığı var. Çeşitli bakanlık ve kurumlar altındaki siber güvenlik birimleri de tecrübeleriyle bu başkanlığın altında olacak. Siber güvenlik sorunu yaşayan bakanlıklar da artık topu taca atma eğilimine giremeyecek, kendi kontrollerindeki birimlerle kendilerini savunamayacaklar. Zira tüm bakanlıklara sözü geçecek bir Siber Güvenlik Başkanlığı tüm görevleri üstlenecek.
Bu başkanlık ile ülkemizin siber güvenlik altyapısı güçlenecek ve kurumlar zafiyet yaşadıklarında sorumluluğu birbirlerine atamayacaklar. Asıl meseleye odaklanacaklar. Dolayısıyla ülkemiz çok önemli bir kuruma kavuşmuş oldu. Hayırlar olsun.
Siber güvenlikte yaşanan sorunun benzeri Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Türkiye Uzay Ajansı’nda (TUA) ve uzay çalışmalarımız konusunda da yaşanıyor. Çeşitli bakanlıkların ve kurumların çatısı altında bulunan ve olması gereken uzayla ilgili birimler var.
Mesela; TÜBİTAK, TÜRKSAT, TUSAŞ hepsi uzayla ilgili önemli kurumlarımız. Başka kamu kuruluşları ve özel şirket konumunda kurumlarda var. Tüm bunları biraya getirecek, birikimlerini sinerjiye dönüştürecek bir çatı kuruluş ise maalesef yok. Uzay mevzusunun tek bakanlık çatısı altında çözülmesi ise imkansız!
Eğer TUA, Cumhurbaşkanlığı’na bağlı bir başkanlığa dönüşürse, bu mesele de ortadan kalkacak, bakanlıklar ve kurumlar arasındaki uzay tartışması da sona erecektir. Türkiye’yi uzay çalışmalarında önemli bir seviyeye taşıyan Türksat 6A’da uydusunda yaşanan tartışmalardan meseleyi gayet iyi biliyorum. Başkanlık kurulması halinde oluşacak sinerjiyle Türkiye, 6A gibi uydularını pazarlayacak özel yapıları da harekete geçirebilecektir.
Bitmedi.
Yıllardır savunduğum bir başka başkanlı daha var: Ulusal Ulaşım Güvenliği Başkanlığı. Böyle bir başkanlığa ülkemizin hararetle ihtiyacı var. Hava, kara, deniz ve demiryolu kazalarının araştırılıp, sorunların için bu ulaşım modlarında hizmet veren birimlerin (karayolu, demiryolu, liman ve havalimanı) yapımı için ihaleye çıkan, kabulünü yapan, işletmelerini denetleyen aynı bakanlık. Bu ulaşım sistemlerinde hizmet veren araçlar ve kullanıcıları ile işletmecileri hakkında da önemli söz sahibi olan yine aynı bakanlık olunca ciddi sorunlar görülmez oluyor. Problem çözülmüyor.
ABD’de olduğu gibi ülkemizde de ulaşım kazalarını detaylıca inceleyen Ulusal Ulaşım Güvenliği Kurulu – NTSB (National Transportation Safety Board) bir kuruma ihtiyaç var. İsmi de “Ulusal Ulaşım Güvenliği Başkanlığı” olabilir.
Böylece ülkemizde üretilen ve işletmeye elverişlilik onayı alan tüm ulaşım araçlarına gerekli izni veren bakanlık ve ilgili kurumlar ile bu araçların hizmet verdiği tüm ulaşım modlarından sorumlu ilgili bakanlık ve kurumlar da bir denetime kavuşmuş olur. Böyle bir başkanlık sayesinde ülkemiz ulaşımında yaşanan kazalar ciddi anlamda azalacak ve ulaşım sistemleri daha güvenli hale gelecektir.