Almanya, yıllardır kaçtığı hayaletle artık yüz yüze: AfD, eyalet seçimini nasıl kazandı?
Almanya'nın en tartışılan partisi olan aşırı sağcı AfD, yıllar içinde istikrarlı olarak yükselttiği grafiğini Saksonya-Anhalt eyaletindeki seçimlerde taçlandırarak yüzde 43,8 oy aldı. Parti, en yakın rakibi ve hem eyaletin önceki hükümeti hem de mevcut federal hükümet olan CDU'ya 26 puan fark attı. II. Dünya Savaşı'ndan sonra ilk kez Almanya'da bir aşırı sağ parti bir eyalette iktidar olmaya çok yakın. Peki yıllar içinde güçlü adımlarla geleceğini hissettiren bu siyasi deprem neden durdurulamadı? AfD'nin bu başarısının arkasında yatan sebepler nedir? AfD'nin bu eyaletteki zaferi ulusal çapta politikalarda nasıl kırılmalar yaratacak?
Siyasi analistler ve birçok medya kuruluşu, günü Almanya'daki eyalet seçimlerinde Avrupa Birliği ve göçmen karşıtı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin zaferini, 'sosyopolitik bir deprem' ve 'Almanya için bir dönüm noktası' olarak tanımladı.
Bir Doğu Almanya eyaleti olan ve Soğuk Savaş döneminde Almanya Demokratik Cumhuriyeti içinde bulunan Saksonya-Anhalt, Almanya'nın 16 eyaleti içinde en küçüklerinden biri. Ülke genelindeki 59 milyon seçmenin sadece 1,7 milyonu bu eyalette. AfD, bu seçmenlerin yüzde 43,8'inin oyunu aldı. En yakın rakibi ve eyaletin hükümeti konumundaki CDU'nun oyu yüzde 37'den yüzde 17'ye düştü.
AfD'nin bu eyaletteki zaferi, Almanya'nın siyasi dinamiklerine bakıldığında, bu eyaletle sınırlı görülemeyecek kadar büyük ve kritik.
Oylama bölgesel olsa da bu ezici zafer, Berlin'deki zaten zor durumda olan merkezci koalisyon hükümeti üzerindeki baskıyı daha da artırıyor. Bu, Almanya'nın son derece tartışmalı bir performans sergileyen muhafazakar Başbakanı Friedrich Merz'in siyasi tabutuna son çivi olabilir.
Merz, AfD'nin popülaritesini düşüreceğine söz vermişti ve artık pek de sürdüremediği 'güvenlik duvarı' politikasının çöküşü sırasında ülkeyi yöneten bir figür konumunda. Başbakanlığı bırakması gerektiğine yönelik baskılar zirveye çıkmış durumda.
Güvenlik duvarı nedir?
Güvenlik duvarı, Almanya'nın II. Dünya Savaşı ve öncesinde deneyimlediği Hitler liderliğindeki Nazi Partisi'nin ortaya koyduğu aşırı sağ ve faşist anlayışın ülkede bir daha siyasi olarak dirilmemesi için geliştirilmiş bir 'muhatap almayarak yalnızlaştırma' politikası.
Güvenlik duvarı politikasına göre aşırı sağcı AfD ile sistem içindeki hiçbir partinin bir ortaklığı, bir koalisyon görüşmesi, hatta eyalet ölçeğinde bile ortak bir yasa tasarısı girişimi bile söz konusu olamıyor.
AfD dışındaki partiler resmi ya da gayriresmi olarak bu prensibi belirlemiş durumda. Bir eyalet parlamentosunda bir partinin gerekli gördüğü bir yasa teklifine, partiler arasında hiçbir temas olmamasına rağmen AfD'nin bağımsız bir kararla destek vermesi durumunda bile yasa teklifini veren parti, teklifi geri çekiyor. Bu da çözümsüzlük demek.
Saksonya-Anhalt eyaleti ise bu güvenlik duvarında büyük bir gedik açtı. Bu gediğin adı, Sol Parti'nin eski lideri Sahra Wagenknecht. Sol Parti'den Sahra Wagenknecht Birliği adıyla kendi partisini kuran Wagenknecht, eyalette yüzde 5,3 oy alarak parlamentoya girdi ve AfD ile koalisyona açık. Bu kararla AfD, ilk defa bir eyalette iktidar olmaya çok yakın.
AfD'nin Saksonya'da yükselen ivmesi
Eyalet geçmişine baktığımızda, AfD bugünlere hiç de sürpriz bir sıçramayla gelmiş değil.
Geleneksel olarak merkez sağın, CDU'nun kalesi olan Saksonya-Anhalt eyaletinde CDU'nun oylarının ilk dramatik düşüşü, 2016 yılındaki seçimlere AfD'nin ilk kez girmesiyle oldu.
2013 yılında 'avro krizi' sırasında kurulan parti, 2016 eyalet seçimlerinde yüzde 24,3 oy alarak ikinci sıraya yerleşti. CDU ise yüzde 3 puan kaybıyla yüzde 29,8 oy alarak seçimin galibi oldu. AfD'nin oylarının 7,4 puan kaybeden Sol Parti ve 10,9 puan kaybeden Sosyal Demokrat Parti'den gelmesi ise eyaletin yapısı ve seçmenlerin beklentileri açısından önemli bir mesaj olarak öne çıktı.
2021 eyalet seçimlerinde ise CDU'nun iyi hazırlanması, AfD'nin kamuoyunda hiç tanınmayan bir adayla seçime girmesi ve CDU'nun söylemini AfD'ye oy veren seçmeni de kapsayacak ölçüde genişletmesinin ardından eyalet, geleneksel olarak eyaleti yöneten CDU'ya bir kez daha şans verdi ve CDU oylarını 7,4 puan artırarak yüzde 37,1'le iktidar oldu. AfD, 4 puan kaybederek yüzde 20'ye geriledi. Sol Parti ve Sosyal Demokrat Parti'de dramatik düşüş devam etti.
Dün yapılan seçim ise CDU'nun 2021'de kazandığı tüm oyların ve bunun yanında kendi içinde tuttuğu kemik oyların AfD'ye kaydığı bir seçim oldu. AfD, oylarını tam 23 puan artırdı. CDU ise 20 puan kaybetti.
Saksonya-Anhalt seçimleri sonucu, Nazi geçmişinin hala büyük bir etki yarattığı Almanya genelinde büyük bir korku ve yüzleşme demek. Bu, 1945'te Nazi rejiminin yıkılmasından bu yana, aşırı sağcı milliyetçi bir parti için ilk olağanüstü seçim zaferi. Bu zafer, AfD'ye ulusal çapta iktidara gelme şansı veriyor.
AfD neden Almanya siyasetinde durdurulamıyor?
AfD'nin hem eyaletler düzeyinde hem de federal düzeyde kurulduğu günden beri oylarını artırması hem Almanya'da hem de dünyada büyük bir tartışma konusu.
Partinin kurulduğu 2013'ten bugüne bakıldığında Almanya'yı doğrudan etkileyen üç kritik olay öne çıkıyor: 2015 göçmen krizi, Rusya-Ukrayna Savaşı ve Angela Merkel'in siyaseti bırakması.
Temel siyasetini göçmen karşıtlığı ve Avrupa Birliği karşıtlığı üzerine kuran AfD, 2015 yılındaki göçmen krizini Alman seçmenler üzerinde ciddi bir oy potansiyeline dönüştürmeyi başardı. Yıllar içinde göçmenlerin geri gönderilmesi söylemini parti kimliğiyle özdeşleştirmeyi başaran AfD, hem federal seçimlerde hem eyalet seçimlerinde bu kimliği taşıyarak ciddi bir oy kazanıyor.
Öyle ki, seçimi kazandığı Saksonya-Anhalt eyaletinde yaşayan göçmen oranı diğer eyaletlere göre oldukça az. Buna rağmen seçimin tartışmasız galibi AfD.
Bir diğer sebep olarak Rusya-Ukrayna Savaşı'nın Almanya üzerinde yarattığı siyasi, ekonomik ve toplumsal deprem.
Rusya-Ukrayna Savaşı, Avrupa Birliği'nin taşıyıcı ülkesi Almanya'nın sırtına enerji ve gıda krizi, enflasyon ve Ukrayna'ya verilen karşılıksız hibeler, on binlerce Ukraynalı mülteci ve savaşın Avrupa'ya sıçraması ihtimalinin yarattığı derin endişe olarak bindi.
Savaşın ardından Rusya'nın ucuz doğalgazından mahrum kalan Almanya'da bir enerji krizinin baş göstermesi ve topluma enflasyon olarak geri dönmesi, Rus lider Putin'e karşıt bir politika gütmeyen AfD'nin ülkenin her yerinde oylarının artmasının önünü açtı. AfD'nin yenilenebilir enerji kaynakları yerine kömür ve nükleer enerjiye geri dönme vaadi, Almanya toplumunun bir kısmı için enflasyonun ve hayat pahalılığının kesin çözümü.
AfD, Ukrayna'ya askeri yardımı durdurmak, Moskova'ya karşı yaptırımları durdurmak ve çok daha ucuz Rus enerjisini tekrar satın almaya başlamak istiyor.
Angela Merkel'in siyaset sahnesinden çekilmesi de bir liderlik krizi yaşayan Avrupa'da, merkez partileri ve Avrupa Birliği idealini daha savunmasız bir noktaya itti. Almanya özelinde bakıldığında Merkel'den sonra şansölyelik koltuğuna oturan SDP'li Scholz ve CDU'lu Merz, AfD'yi doğuran ve büyüten hiçbir yapısal soruna ciddi bir çözüm getiremedi. Bu da hayatlarına yansıyan sorunların çözülmesini isteyen birçok seçmeni, merkezden çok uzakta, çok sağda kalan bir partiye itti.
ABD'de başkanlığa Donald Trump'ın gelmesi de hem siyasi hem de ekonomik olarak dünyadaki birçok aşırı sağ partiye alan açtı. İlk başkanlık döneminde AfD ile dirsek teması olan Trump yönetimi, ikinci başkanlık döneminde en tepe isimlerinin de dahil olduğu bir süreç yaratarak açıkça AfD'ye destek oldu. ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance ve Trump'a yakın isimlerden dünyanın en zengin insanı Elon Musk'ın AfD'ye açık desteği; bu aşırı sağ partiyi normalleştirdi ve sistemin bir parçası haline getirdi.
AfD'nin bu denli büyümesindeki en büyük dinamiklerden birinin de Alman siyasetinin oluşturduğu ve şimdiye kadar hiçbir yararının görülmediği 'güvenlik duvarı' politikası olduğu da birçok uzman tarafından savunuluyor.
AfD'nin diğer partiler tarafından yalnızlaştırılması ve muhatap kabul edilmemesi; ülkede yaşanan ve çözülemeyen problemlerin sorumlusunun 'sistem içinde kalan' partiler olduğu düşüncesini doğuruyor. Bu da sistem tarafından kabul edilmeyen ve bu yolla sorumluluğu üstüne almamış parti olan AfD'nin yapısal sorunları çözebileceği mesajını seçmene veriyor.
AfD'nin Saksonya-Anhalt eyaletindeki zaferinin kodları neler?
Uzmanlar, AfD'nin anketlerdeki güçlü performansını büyük ölçüde eyaletteki birçok insanın Almanya'daki gelişmelerden duyduğu yaygın memnuniyetsizliğe bağlıyor. Özellikle linyit madenciliği ve kimya endüstrilerinde olmak üzere, Doğu ve Batı Almanya'nın birleşmesini takip eden yıllarda birçok iş kayboldu.
Saksonya-Anhalt ayrıca belirgin demografik zorluklarla karşı karşıya. Ortalama 48,3 yaş ile Almanya'nın en yaşlı nüfusuna sahip. Eyalette ayrıca genç yaş grupları arasında belirgin bir cinsiyet dengesizliği var; 18-29 yaş arası yaklaşık 120 bin 240 erkek ve yaklaşık 103 bin 177 kadın bulunuyor.
2025 yılının sonunda, yabancı uyruklular nüfusun yaklaşık %9'unu oluştururken, bu oran ülke genelinde yaklaşık %15 civarındaydı. Birçok genç eyaleti terk etti ve bir daha geri dönmedi.
AfD'nin aşırı sağ olarak tanımlanmasının sebepleri neler?
Alman yetkililer AfD'yi federal çapta kısmen antidemokratik, Saksonya-Anhalt dahil olmak üzere partinin bazı bölgesel örgütlerini ise resmi olarak aşırı sağcı nitelendiriyor.
Almanya İç İstihbarat Teşkilatı'na göre parti içinde hâkim olan anlayış, etnik köken ve soy temelli insan anlayışı ki bu da özgür demokratik düzenle bağdaşmıyor.
Parti içinde birçok siyasetçinin Nazi sempatizanı olduğu, Nazi selamı verdiği, Hitler dönemine özlem duyduğu öne sürülüyor. Basına yansıyan skandallar da var.
Thüringen eyalet teşkilatı lideri Björn Höcke, Nazilerin paramiliter kanadı SA'nın (Sturmabteilung) resmi sloganı olan "Alles für Deutschland" (Her şey Almanya için) ifadesini konuşmalarında defalarca kullandı ve bu nedenle Alman mahkemeleri tarafından cezaya çarptırıldı.
AfD'nin 2024 Avrupa Parlamentosu seçimlerindeki baş adayı Maximilian Krah, bir İtalyan gazetesine verdiği demeçte "SS üniforması giyen herkesin otomatik olarak suçlu olduğunu söyleyemem" diyerek Nazi Partisi'nin suç örgütü kabul edilen silahlı kanadı Waffen-SS üyelerini savundu.
Alman medyası, yasaklı bir neo-Nazi gençlik grubunun eski üyelerinin siyasetçilerin çevresinde etkili pozisyonlarda bulunduklarını bildiriyor.
AfD, aşırıcılık iddialarını veya Nasyonal Sosyalizm ile karşılaştırmaları sürekli olarak reddetti.
2024 yılında üst düzey partililerin, Avusturyalı aşırı sağcı aktivist Martin Sellner'in katıldığı bir toplantıda yer aldığının ortaya çıkmasının ardından partinin kapatılması yönünde yeniden çağrılar yapıldı.
Sellner'in neo-Nazi bir geçmişi var ve bunu daha sonra gençliğin bir hatası olarak nitelendirdi.
Kritik 'yeniden göç' vaadi
Bir diğer önemli nokta da 'yeniden göç' vaadi.
AfD, Saksonya-Anhalt eyaletine 'yeniden göç' vaat etti. Bu kavram, Ukraynalı mülteciler de dahil eyaletteki tüm göçmenlerin ülkelerine geri gönderilmesini içeriyor. Ancak bu politika, entegre olmamış Alman vatandaşlarının da kitlesel olarak ülkeden çıkarılmasını kapsıyor.
Bu terim, giderek daha kaygan bir zemine sürüklenen ve yaygın olarak kitlesel sınır dışı etme veya göçmen kökenli kişilerin zorla sınır dışı edilmesi anlamına gelen bir kavram.
AfD, 'yeniden göç' politikasının yasal olacağını ve örneğin suçluları ve ülkede yasadışı olarak bulunanları sınır dışı etmeye odaklanacağını ısrarla belirtti. Ancak vaadin sınırlarının belli olmaması, eski hatıraları canlandırmaya yetiyor.
Partinin bazı eleştirmenleri, AfD'nin Saksonya-Anhalt için planlarının, "Alman karşıtı" sanata mali desteği kesme sözü de dahil olmak üzere, Nasyonal Sosyalizm'in yankılarını taşıdığını açıkça belirtiyor.
AfD, yasanın sanatsal özgürlüğü koruduğunu ancak vergi mükelleflerinin parasının esas olarak Alman kimliğini geliştirmeye yardımcı olan sanatı desteklemesi gerektiğini söylüyor. Nazi dönemini çağrıştıran bu söylemler, Almanya'da büyük tartışma konusu.
AfD manifestosunda, "Yerleşik siyasi partilerin mevcut Rusya karşıtı politikaları Almanya'nın çıkarına değil. Avrupa'yı bölüyorlar" denilerek, Rusya'ya uygulanan yaptırımların kaldırılması ve ücretsiz Rusça derslerinin verilmesi çağrısında bulunuluyor.
Partinin Avrupa Birliği'ne temelden karşı olduğu da biliniyor.
Ne AfD ne de "aşırı sağ" veya "sert sağ" olarak etiketlenen diğer Avrupa partileri bu etiketi kabul etmiyor.
Ancak AfD'nin yükselişini sadece göç ve ideolojik sebeplerle açıklamak doğru değil.
Bu kıtadaki seçmenler, on yıllardır destekledikleri partiler tarafından hayal kırıklığına uğratılmış ve kaybolmuş hissediyorlar. Seçim zamanında sağa veya sola bakmak, hepsinin birdenbire aşırı uçlara yöneldiği anlamına gelmiyor. Sistem içinde çözüm bulamayan insanların arayışı olarak görmek, Almanya siyasetinin içinde bulunduğu krizden çıkmasına yardımcı olabilir.
AfD'nin Saksonya-Anhalt'taki seçim sloganı iyimser bir slogandı: "Her Şey Mümkün!"
Şimdiye kadar hükümette denenmemiş ve test edilmemiş olan bu partiye, insanların giderek daha fazla şans vermeye istekli olduğu görülüyor. AfD için ise popülist partilerin en büyük düşmanıyla yüzleşme zamanı: Sorumluluk.