Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Kültür-Sanat Edebiyat Haftanın Kitapları
        1

        HOŞNUTSUZ
        (Beatriz Serrano)

        Marisa otuzlarının başında, Madrid’de şık bir evde oturuyor, reklam ajansında çalışıyor ve işinden nefret ediyor. Bir iş gününü ancak YouTube videoları ve sakinleştiricilerden oluşan özenle hazırlanmış bir kokteyl sayesinde atlatabiliyor. Sadece işini değil, patronunu, mesai arkadaşlarını, kurumsal dile bandırılmış e-postaları, üzerinde “birlikte daha güçlüyüz” yazan kupaları... hiçbirini sevmiyor... Şirketin düzenlediği bir takım ruhu kampı yaklaşırken, Marisa’nın kırılgan dengesi de sarsılıyor. Bir hafta sonunu iş arkadaşlarıyla geçirmek, yıllardır itinayla cilalanmış sosyal maskesinde ilk çatlakları yaratıyor. Bastırdığı geçmiş, bastıramadığı öfke ve artık bastırılamayacak kadar büyümüş bir bıkkınlık, sonunda tokat gibi yüzüne çarpıyor! Domingo Yayınevi'nden çıkan Hoşnutsuz, modern hayatın içten içe kemirdiği ruhlara, görünmeyen yorgunluklara, güçlü görünmek zorunda hissedenlere dair zekice yazılmış, sarsıcı olduğu kadar eğlenceli de bir roman. Beatriz Serrano, başarı, yalnızlık ve aidiyet gibi kavramları incelikli bir mizahla sorgularken, okuru kendi hoşnutsuzluklarıyla göz göze getirmekten çekinmiyor.

        2

        DAİRE
        (Kansu Oğuz Canbek)

        Kansu Oğuz Canbek, İletişim Yayınları'ndan çıkan Daire'de absürt, sert ve yer yer mizahi bir dille hikâyeler anlatıyor. Artık tek bir canlının bile yaşamadığı şehirler, tuhaf işlerin peşinden koşa koşa tuhaflaşan insanlar, devletle üstü kapalı bir biçimde yaşanan münakaşalar… Vermeye alışık olduğumuz tepkilerimizi değiştiriyor Daire’deki hikâyeler. Keskin yanlarımız törpüleniyor sanki, “Bir dakika” deyip duruyoruz sık sık, “sahi, bu niye böyle olmasın ki?” "Görüyorsunuz ya, daha da çok soru, daha da çok kafa karışıklığı... İnsanların ihtiyacı olan şey sizin hakikat diye inandığınız fizik yasaları mı? Neden? Cevabın sadece bir kısmına sahip olabilmek için mi? Asla cevabın tamamına ulaşamamak, her zaman yeni sorular ve yeni mutsuzluklar elde etmek..."

        3

        HERKESİN BİLMESİ GEREKEN 500'DEN FAZLA PSİKOLOJİK GERÇEK
        (Jana Louise Smit)

        Üçüncü Göz etiketiyle raflardaki yerini alan “Herkesin Bilmesi Gereken 500’den Fazla Psikolojik Gerçek” kitabı psikolojiyi gündelik hayatla buluşturarak okuyucuya psikolojinin eğlenceli ve düşündürücü yönünü keşfetme fırsatı sunuyor. Yazar Jana Louise Smit, herkesin aklını kurcalayan küçük ama önemli soruları ve çok daha fazlasını eğlenceli, anlaşılır ve mizahi bir dille yanıtlıyor. Herkesin Bilmesi Gereken 500’den Fazla Psikolojik Gerçek, insan zihninin derinliklerine yolculuk yapmak isteyen herkese hitap ediyor. Psikolojinin farklı dallarına ayrılmış bölümler sayesinde kitap, okuru hem bilimsel hem de gündelik yaşama dokunan şaşırtıcı gerçeklerle buluşturuyor. İnsan beyninin neden böyle davrandığını, nesiller boyunca nasıl değiştiğini (veya hiç değişmediğini) anlatırken, okurun kendi hayatına dair yeni bakış açıları kazanmasına da yardımcı oluyor.

        4

        YÜKSELİŞ
        (Martin MacInnes)

        Martin MacInnes’in birey ve aile kadar evren, ekoloji hatta bizzat yaşam deneyimini konu alan sıradışı epik romanı Yükseliş yayımlandığında büyük başarı elde ederek prestijli Arthur C. Clark Ödülü’nü kazandı, Booker adayları arasına girdi ve Blackwell listesinde Yılın Kitabı seçildi. Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkan kitap Rotterdam’da doğup büyüyen ve mutsuz ailesinden, dengesiz babasından kaçarak denize sığınan Leigh'in öyküsünü anlatıyor. Henüz çocukken denizaltı dünyasından büyülenen Leigh, deniz biyolojisinde uzmanlaşır ve arkaik organizmaları incelemek için dünyayı dolaşır. Atlantik Okyanusu’nda dipsiz bir yarığın keşfedilmesi üzerine ilk yaşam biçimlerine dair kanıtlar bulma umuduyla Leigh de araştırma ekibine katılır. Ancak elde ettiği bulgular yaşamın başlangıcı hakkında tüm bilinenleri sorgulatacak cinstendir. Keşifleri sayesinde Leigh’ye Mojave Çölü’nde konumlanan yeni bir uzay ajansının kapıları açılır. Ne var ki istasyondaki araştırmaları nedeniyle sağlığı gittikçe kötüleşen annesini ihmal ettiğinden zorlayıcı bir ikilemle karşı karşıya kalır: Ya ailesinin yanında olacak ya da uzayın derinlerine bir yolculuğa çıkacaktır…

        5

        OTOBİYOGRAFİ
        (Linda Anderson)

        VakıfBank Kültür Yayınları, Linda Anderson’un kaleme aldığı “Otobiyografi” adlı eseri okurlarla buluşturuyor. Kitap “Her yazı bir tür otobiyografi sayılabilir mi? Yazarlar anlatı yoluyla kendilerini nasıl kurar, yeniden yaratır ve keşfeder?” sorularından yola çıkarak okurları otobiyografinin zengin ve katmanlı dünyasına davet ediyor. Aziz Augustinus’tan Rousseau’ya, çağdaş anı yazılarından dijital bloglara kadar uzanan geniş bir yelpazede, yaşam anlatılarının itiraf, günlük ve anı gibi farklı formlarını inceliyor. Öznellik, hakikat, bellek ve kimlik üzerine temel tartışmaları ele alırken; feminist, postkolonyal ve postyapısalcı kuramlardaki önemli gelişmeleri de mercek altına alıyor. Edebi anılar, tanıklık yazımı ve öz-anlatım gibi güncel konulara yeni bölümler ayıran “Otobiyografi”, kuramsal derinliği açık ve anlaşılır bir anlatımla birleştiriyor. Hem öğrenciler hem araştırmacılar hem de yaşamlarımızı nasıl yazdığımızı merak eden herkes için vazgeçilmez bir başvuru kaynağı niteliği taşıyor.

        6

        MERHABA GÜZELLİK
        (Ann Napolitano)

        Sevgili Edward’ın yazarı Ann Napolitano’nun tüm dünyada 1 milyondan fazla satan ve birçok yerde “yılın kitabı” olarak gösterilen romanı Merhaba Güzellik, Mundi etiketiyle okurla buluşuyor. Birbirine çok bağlı dört kız kardeşin hikâyesini anlatan roman, bambaşka hayatların nasıl iç içe geçebileceğini, sessizlik duvarı aşıldığında nelerin açığa çıkabileceğini ve gerçek bağlar kurmanın ne demek olduğunu usulca ama tanıdık heyecanları ustaca kullanarak anlatıyor. Ailesinin yarattığı sessizliğin içinde büyüyen William, üniversiteye başladığında kendini Julia’nın ona bütünüyle yabancı gelen ailesinin içinde bulur. William’ın geçmişi anlatılmamış bir hikâyedir, onu dinlemeye karar veren Julia’ysa geleceğini çoktan planlamıştır. Ancak Julia, William’la tanıştığında henüz şunu bilmeyecek kadar gençtir: Planlar, başkalarını hayatımıza aldığımızda darmadağın olabilir ve aileyle kurulan güçlü bağlar da kırılgandır. Julia ve her biri kendine özgü sesiyle var olan üç kız kardeşi, William’ı çocukluğundan beri kaçtığı gerçek benliğiyle yüzleşmeye iter; William’sa Julia’yı hayatın planlanamayacağı gerçeğiyle yüzleştirir.

        7

        HAYAT BASİTTİR
        (Johnjoe McFadden)

        Occam’ın usturası ilkesi daha basit cevapların daha sık doğru çıktığını yüzyıllar önce göstererek dünyamızı değiştirdi. Hayat Basittir kitabında, biliminsanı Johnjoe McFadden basitlik ilkesinin bugün de geçerliliğini koruduğunu ortaya koyuyor. Yermerkezli bir kozmostan kuantum mekaniğine ve DNA’ya uzanan yüzlerce yıllık keşifleri izliyor ve basitliğin en büyük gizemleri çözen cevapları içerdiğini savunuyor. McFadden, Occam'ın usturasından ilham alarak modern dünyayı yaratanların insani tutkularını, meraklarını, hatalarını ve mücadelelerini ele alıyor ve bilimin gerçekte ne olduğu konusunda yeni bir bakış açısı sunuyor. Minotor Kitap'tan çıkan eserde hem bilimin tarihini hem de evrenimizin kökenlerini sade üslubuyla yeniden anlatan McFadden, dünyaya bakışınızı dönüştürecek.

        8

        SAKLI RESİMLER
        (Jason Rekulak)

        Usta yazar Stephen King'in "Bayıldım" dediği 'Saklı Resimler' İthaki Yayınları'ndan çıktı. Jason Rekulak'ın yazdığı kitapta Teddy adlı çocuğa bakıcılık yapan Mallory Quinn'in yaşadıkları anlatılıyor. Quinn rehabilitasyondan yeni çıkmış, eski bağımlılıklarının yerini istikrarlı bir düzenle doldurmaya çalışıyordu. Maxwell ailesinin beş yaşındaki çocukları Teddy’ye bakıcılık yapmaya başlamasıyla aradığı düzene kavuşmuş ve Teddy’nin sessiz, çizimlerle dolu dünyasında kendine bir yer bulmuştu. Başta masum olan çizimler –ağaçlar, tavşanlar, balonlar– zamanla ürkütücü eskizlere dönüştü: ormanda sürüklenen, toprağa gömülen, çığlıklar atan bir kadının portrelerine. Giderek daha gerçekçi ve daha karanlık hâl alan bu çizimler, bir çocuğun hayal gücünün yansıması mıydı, yoksa yıllar önce tam da burada sırra kadem basan bir kadının hikâyesi mi? Tuhaf ve tehlikeli bir sırla karşı karşıya kalan Mallory, resimlerin ardındaki gerçeği çözmek ve Teddy’yi korumak için harekete geçmek zorundaydı...

        9

        ANILAR SOLMADAN ÖNCE
        (Toshikazu Kawaguchi)

        Kahve Soğumadan Önce serisinin üçüncü romanı, zamanda yolculuk yapma imkânı sunan bir kafedeki dört yeni ziyaretçinin hikâyesiyle karşınızda! Japonya'nın kuzeyinde, Hakodate Dağı'nın yamacında yer alan Cafe Donna Donna, büyüleyici Hakodate Limanı manzarasıyla ünlüdür. Ancak onu benzersiz kılan tek şey bu değil: Donna Donna, tıpkı Tokyo'daki Funiculi Funicula gibi, müşterilerine zamanda yolculuk etme fırsatı vermektedir. Epsilon Yayınevi'nden çıkan kitapta yazar Toshikazu Kawaguchi, önceki romanlarından alışkın olduğumuz o sıcak ve dokunaklı üslubuyla okurları dört yeni karakterle tanıştırıyor: Ölü ebeveynlerine özlem duyan genç bir kız, hayatın zorluklarını sahneye taşımayı başaran bir komedyen, sessizce acı çeken küçük bir kız kardeş ve gözlerinin önünde duran saf aşkı keşfetmekte geciken bir adam… Anılar Solmadan Önce, samimi ve benzersiz kurgusuyla serinin sadık okurlarına bir kez daha soruyor: "Zamanda yolculuk yapabilseydiniz neyi değiştirmek isterdiniz?"

        10

        LEOPAR SELİM'İN SON GÜNÜ
        (Mehmet Tez)

        Bir rock yıldızının ani kayboluşu, geçmişin kapılarını yeniden aralar. Geride kalanlar sadece birkaç defter, kaset ve yarım kalmış hikâyelerdir. Defterlerde yazanlar, 90’ların Beyoğlu’sunun canlı ve dağınık ruhunu taşır: pavyondan bozma barlarda çalınan şarkılar, dostlukla ve inatla ayakta durmaya çalışan gençler, tost kokulu sabahlar, her şeye rağmen kurulan hayaller... Ve tüm bunların ortasında, leopar desenli gömleğiyle sahneye çıkan Selim. Doğan Kitap'tan çıkan bu roman, hem bir kayboluşun peşindeki yolculuk hem de çoktan değişmiş bir şehre yazılmış ağıt... Leopar Selim’in Son Günü, okuru artık geri dönmesi mümkün olmayan bir İstanbul’a götürüyor.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ