1980’li yılların ortası gibiydi. Emirgan’da çok iyi bir horon ekibinin yetişmekte olduğunu söylediler. Bir akşam çalışmalarını görmeye gittim. Sabancı Ortaokulu olarak aklımda kaldı. Salona girdiğimde kemençe eşliğinde horon kurulmuş, halkanın ortasında ince zayıf bir genç türkü söylüyor. Bir kişi de kafasını duvar vurarak ritme uyuyor, birkaç kafa atıştan sonra yumruğuyla devam ediyor adeta derdini ortaya döküyor veya acısını çıkarıyordu. Horon halkasındakiler okulun öğrencileri, türkü söyleyen genç Volkan Konak, kendini kaydeye kaptırmış kafayı duvara vuran ünlü folklor hocası Akçaabatlı Cavit Şentürk. Cavit Hoca aynı zamanda uzun yıllar İTÜ Konservatuarı Halk Oyunları Bölüm Başkanlığı yaptı ve hayatını folklora adamış biri. Kemençeyi çalan Dr.Ersin Baykal da İTÜ Konservatuvar öğretim üyesiydi.
Horona ara verildiğinde tanışıyorum her üç isimle de. Öğreniyorum ki Okulun Müdürü aynı zamanda Yomra Ortaokulu’ndan matematik öğretmenim Uğur Açıkgöz. Bayburtlu sert görünümü ve disiplinli tutumuyla öğrencilerin çekindiği bir hocaydı. Benim de kendisinden bir cetvel yemişliğim var. “Çinaraltı’nda oturuyordur” dediler. Emirgan’da sahile doğru indim, aradan 15 yıl kadar geçmesine rağmen çok net hatırladı. Sonra da Akçaabat folklor ekibi oluşturmasının amacını anlattı:
“Çok iddialı bir Karadeniz ekibi oluşturduk. Hedef dünya birinciliğini kazanmak. Sonra o başarıyla Sakıp Sabancı’nın karşısına çıkıp okul binasının kapsamlı bir onarımını yaptırmak istiyorum. Tarihi bir binadayız. Bunun için birkaç yıl başka bir binaya geçmemiz bile gerekebilir. Ya da bize yeni bir bina yapılmasını isteyeceğim.”
Sonra dünya birinciliği geldi ve okul onarıldı, hatta Anadolu lisesine dönüştürülerek Özdemir Sabancı Emirgan Lisesi oldu. Uğur Hoca da 2010 yılına kadar orada müdürlük yaptı. En yüksek puanlı öğretmenlerden biri olarak 2010 yılı atamalarında Kabataş Erkek Lisesi Müdürlüğüne atandı.
KENDİ TARZINI OLUŞTURDU
Volkan Konak’la başlayan tanışıklığımızın ve bunun yıllarca devam etmesinin temelinde hayatla olan en güçlü bağım yöre müziğine olan sevgim ve bağımlılığımdı. Ben iyi bir dinleyiciyim, o ise icracı. Ben arşiv oluşturmaya yeni başlamışım, onun arşivi zaten var. Üstelik henüz ortaya çıkmamış derlemelerini verdi bana. Sık sık Beşiktaş’taki müzik dershanelerine gidiyorum. Folklor kıyafetlerine büyük ilgili duyan horoncu Tahir Bakal da orada. Dershanenin ortağı ve sonraki yıllarda Volkan’ın sahnelerinde sık sık horoncu olarak yer alan Tahir’in folklor kostümlerine olan büyük ilgisi aynı zamanda başarılı bir işi ve kariyeri haline geldi. Tahir artık sadece yörenin değil her yörenin ve hatta komşu ülkelerin folklor kıyafetlerini dikiyor, ihraç ediyor ya da kiralıyor.
Konservatuarın da olduğu İTÜ Maçka Taşkışla binasında arada bir konserler veren Volkan Konak, Karadeniz müziğine gitarı ve diğer bazı enstrümanları katarak, bölge dışı türküler ide okuyarak yeni bir yol açtı kendine. Anlatı ve şiirlerle sahnesini zenginleştirdi. Ben ve o dönem kendisini dinlemeye gelenlerin çoğu, sadece türkü ve daha fazla yöresel okumasını istedik. Ancak bunu başaramadık. O bizi her zaman dinledi ama kendi tarzını oluşturmaya devam etti, sonuçta da ortaya başarı çıktı.
BELEDİYE OTOBÜSÜNDEKİ BELEDİYE BAŞKANI
Maçka ve Ziganalar benim yaylamın yolu anı zamanda. Sık sık gittiğim bir komşu ilçe. Bir keresinde belediye otobüsüyle Maçka’dan Trabzon’a dönüyorum. Yaşlı bir beyefendi var, karizmatik, düzgün konuşan akil biri ve yolculardan itibar da görüyor. Sorunca öğreniyorum ki Maçka Belediye Başkanı imiş. Kendi özel arabasını İstanbul’dan gelen misafirlerine tahsis etmiş. Makam arabasını da özel işlerinde kullanmıyormuş, onun için de belediye otobüsüne binmiş.
Bunu anlattığımda Volkan “O benim dedem. Annemin babası” dedi. Sonra da dedesinin eşini ne kadar sevdiğini anlattı. “Sabah evden çıkar. Ama her gün öğlen işyerinden anne annemi arar. Hatırını sorar, yemeğini yedin mi, ilacını aldın mı der” dedi. Yine öğreniyorum ki, Neşat Karahasanoğlu Milli Eğitim İlçe Müdürü olarak emekli olmuş ve İsmet İnönü ile iyi tanışıyor ve anlaşıyorlar, ailece gelip gidiyorlar. 1980’lere kadar Maçka solculuğundan dolayı bölgede küçük Moskova diye anılıyor. Neşat Bey de CHP’den 1963-1989 arasında aralıklarla 4 dönem Maçka Belediye Başkanı seçilmiş.
Birkaç yıl sonra Neşat Karahasanoğlu’nu İstanbul’da düzenlenen Karadeniz Yayla Şenliklerinde rastladım. Yüzünden düşen bin parça, adeta ciğerlerini sökmüşlerdi. Sorunca anlattı: Eşim böbreklerinden rahatsızlandı. Trabzon’daki bütün tedavi imkanlarını kullandık. İstanbul’a doktora götüreceğim. Yolculuk sırasında aman sallanmasın diye düşünüyorum. Karayolunu devre dışı bıraktım. Havayolu mu denizyolu mu diye epeyce sorguladım. Hava yolları sallanmama garantisi vermedi. Hava durumu iyi görünüyordu, deniz yoluna mecbur kaldım. Ancak deniz öyle salladı ki, iki gün boyunca kadın büyük azap çekti. Ben şimdi bu deniz yollarına (O zamanki adıyla Türkiye Denizyolları bir kamu kuruluşu, İstanbul-Trabzon feribot hattı düzenli çalışıyor) ne yapayım, mahkemeye vereceğim ama nereden tutturacağımı bilmiyorum.”
BİR ARADA YETİŞTİK
Volkan’ın dedesi böyle birisiydi. Babası ise hafız, Arapça ve Fransızca biliyor. Doğduğu ve büyüdüğü Maçka o dönemin adeta kültür vadisi. Eyüboğlu sülalesinden siyasetçi, yazar, şair ve ressamlar, tanınmış eğitimciler, yöresel sanatçıların var olduğu bir ortamda yetişti. Volkan Konak’ın elinden tutan ise oraya sürgün edilen öğretmeni. Alıp İstanbul’a ve Konservatuara sokuyor. Gerisi de geliyor.
İstanbul’da ise hemşehrilerini buluyor. Etrafında Maçka aşığı bir şair var Ömer Kayaoğlu ve iyi bir organizatör yayıncı Gündağ Kayaoğlu, iyi bir halk kültürü derlemecisi Dr. Mustafa Duman, Oyuncak Müzesi kurucusu ve şair Sunay Akın, Trabzon yöresinin halk kültürünü şiire döken Yaşar Miraç ve diğerleri vardı.
Kendi deyişi ile Volkan’la bir arada yetiştik, gençliğimizi paylaştık. O sanatçı ben gazeteci, ekmeğimizin peşindeydik. Bana “evlen artık, senin düğününü ben yapacağım” derdi. 1991’in şubat ayında öyle de yaptı. Hemşinli Arzu ile Ankara gemisindeki düğünümüz tam bir yerel çizgide geçti. Volkan sahnede, en iyi horoncular sahnede, bütün Karadeniz enstrümanları eşliğinde bir düğün yaptık. Cumhuriyet’te Yazı İşleri Müdürümüz Okay Gönensin “Hayatımda gördüğüm en vahşi düğündü” deyince Karadenizli olmayan davetlilere acaba eziyet mi yaptık diye düşündüm. Şimdi dönüp geriye baktığımda ve düğünlerde sahneye çıkmama kararını öğrendiğimde Volkan’ın “bana bir ayrıcalık yaptığını” anlıyorum.
“EY GİDİ CERRAHPAŞA GEÇMEM KAPINDAN GEÇMEM”
Sonra Volkan’ı daha ünlü olmadan gazetecilerin gecesine de çağırdık, geldi büyük beğeni de topladı. Hatta oradaki eski gazeteci olan Sıcak Bar’ın işletmecisinden aldığı iş teklifini değerlendirdi. Esentepe’de 5 yıl sahne alarak iyice yetişti, sonra kendisine ait Şimal Bar’ı kurdu, uzun yıllar orada sahneye çıktı ve geniş bir müdavim kitlesi oluşturdu.
Cerrahpaşa türküsü hem yaşadığı gerçeğin bir yansıması hem de sanatının zirvesiydi bana göre. Aynı zamanda benim de bir gerçeğimdi. 1986 yılındaki Çernobil nükleer kazasından yayılan radyasyon daha çok Doğu Karadeniz kıyılarına vurdu. Yağmur olup çayı etkiledi. O yılın ve belki birkaç yılın ürününün imha edilmesi gerekirdi. Ancak hükümet öyle yapmadı. Dönemin Sanayii ve Ticaret Bakanı Cahit Aral basın toplantısında çay içerek “Bakın radyasyon yok” dedi. Tabi ki tek bardakla bir şey olmuyor. O zaman da “Alınan radyasyonun etkisini asıl siz 15-20 yıl sonra görürsünüz” deniyordu. Öyle de oldu. Volkan bazı yakınlarını kanserden kaybetti. Hastane kurma ve bu konuda istatistik toplama kampanyası gayet haklıydı. Ancak istatistik işi TÜİK’indi, radyasyonlu çayı gizlendiği gibi istatistiği de tutulmadı.
Benim de yeğenim, erkek kardeşimin 11 yaşındaki kızı 2000 yılında yumuşak doku kanserinden vefat etti. O da Cerrahpaşa’da aylarca tedavi gördü. O zaman şahit oldum ki, hastanelerin onkoloji bölümlerinde yatan hastaların yaklaşık dörtte üçü Karadeniz bölgesindendi. Doktorlar hep Çernobil’den diyordu. Köyümüzde, ilçemizde tanıdıklarım hatta arkadaşlarım patır patır kanserden gitti. Hatta öyle ki bir dönem hastaneye, doktora gitmekten korkanlar oldu, “kanser çıkar” diye. Bunu da 2000’lerin ilk yıllarında Sabah Gazetesi’nde birkaç gün yazmıştım. Yüreğimize dokunan “Ey gidi Cerrahpaşa” türküsünün çıkışı böyle bir gerçeğe dayanıyor.
MÜZİKTE AÇTIĞI YENİ PENCERE
Volkan sahnede sadece türkü söylemedi, kendine göre yaşanmış fıkra tadında gerçek öyküler de anlattı, siyasi mesajlar verdi, Nazım’dan ve yerel şairlerden şiirler okurdu. O zamanlar Nazım öyle serbest ya da her kesim için makbul değil yasaklı gibi. Başının derde girdiğini de biliyorum. Çünkü müdavimleri arasında sağ görüşlü olan hemşehriler vardı. Kendisini uyarıyor hatta tehdit bile ediyorlardı. Son konserinde de gördüğümüz gibi söylemlerini aynen sürdürdü.
Ancak geçmişe bakınca Volkan’ın siyasi yanını hiç görmedim veya karşılaşmadım diyebilirim. Bu açıdan sahnesi ile gerçek yaşamı arasında bir farklılaşmaya gittiğini sanıyorum. Gerçek yaşamında veya en azından bizimle veya benimle siyasetten konuştuğumuzu hiç hatırlamıyorum. Varsa yoksa memleket ve müzik. Kendisi duygu yoğun biriydi ve aynı zamanda da akıllı. Kalp rahatsızlığını besleyen olgulardan biri de bu olabilir.
Sanatta, siyasette, hayatta ortaya koyduğu çizgisi, uzun yıllar çalışarak elde ettiği sahne becerisi ve müdavim kitlesi, Türkiye ve Atatürk sevgisi hiç değişmedi.
Gençliğimizde bir aradaydık ama yıllar geçtikçe koptuk, o konserler, yurtdışılar, ben de iş güç peşinde koşup durduk. Zaman zaman konserlerinde ve bazı etkinliklerde bir araya geldik ama birbirimizden kopmamızda sanırım Volkan’ın açtığı yoldan giden sanatçıların çoğalmasıyla benim yöre müziğine olan talebimin karşılanmasının payı büyük. Artık albüm ve kaset sayım 5 binin üzerinde. Seyrek görüşmemizden dolayı en son karşılaşmamızda “Sen yaşıyor musun?” diye takılmasında çok haklıydı.
Doğup büyüdüğü ortam, tam bir kültür vadisi Maçka’ydı. Elinden tutan ise sürgün gelen öğretmeni ve daha sonra hemşehrileriydi. Volkan o çok sevdiği sahneye hayatını verdi, hayatını da kazandı, sonunda sahnede de hayata veda etti.
Günümüz enstrümanları ile yorumladığı Karadeniz müziğinde yeni bir pencere açarak, silinemeyecek iz bırakarak ve imzasını atarak gitti bu dünyadan. Rahmeti bol, ailesinin ve sevenlerinin başı sağ olsun.