44. İstanbul Film Festivali 11-22 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Toplam 139 uzun metrajlı filmin gösterileceği festivalde, biletler satışa çıkmış durumda. Sundance, Cannes, Berlin, San Sebastian ve Toronto gibi önemli festival seçkilerinde yer alan ve ödüller kazanan filmlerin ağırlıkta olduğu bir program bekliyor sinemaseverleri. İşte festival kapsamında seyretmek istediğim 10 film:
The Last Showgirl
30 yıldır başrolünde oynadığı gösterişli Las Vegas revüsünün artık sahnelenmeyeceğini öğrenen Shelly, hayatının geri kalanında ne yapacağına karar vermeye çalışır. Şovun bitmesi, onun için yeni bir hayata başlamak gibidir. Film, 1981 ile 2016 yılları arasında sahnelenen “Jubilee!” adlı Las Vegas şovundan esinleniyor. Kate Gersten’in “Body of Work” adını taşıyan kendi oyunundan sinemaya uyarladığı filmde Shelly’yi model ve oyuncu Pamela Anderson canlandırıyor. Anderson’ın olumlu eleştiriler aldığı filmin yönetmeni Gia Coppola… Dünya prömiyerini geçtiğimiz yıl Toronto Film Festivali’nde yapan “The Last Showgirl”ün, San Sebastian’da Jüri Özel Ödülü’nü kazandığını not edelim.
Sonbahar Gelince(Quand vient l’automne)
Usta Fransız yönetmen François Ozon’un yeni filmi, Burgonya’da bir köyde emekliliğin tadını çıkaran Michelle ve Marie-Claude adlı iki yakın arkadaşın başlarına gelenleri anlatıyor. Michelle’in Paris’te yaşayan kızı Valérie, tatilini büyükannesiyle geçirsin diye küçük oğlu Lucas’ı getirir. Kızıyla arasında sorunlar olan Michelle yemekte ona kazara zehirli mantar yedirince işler karışır. Valérie çabuk iyileşir ama artık annesine güvenmediğini söyleyerek oğluyla birlikte Paris’e döner. Suçluluk ve yalnızlık hissine kapılan Michelle depresyona girer. Ama Marie-Claude’un oğlunun hapisten çıkıp yanlarına gelmesiyle iki arkadaşın hayatı bir kez daha hareketlenir. Festival kataloğunda “aile dramı tarzında oyuncaklı bir gerilim” olarak nitelenen film, San Sebastian’da en iyi senaryo seçilmesinin yanı sıra Pierre Lottin’e yardımcı oyuncu kategorisinde ödül getirdi. Film, Cesar Ödülleri’ni de pas geçmedi: Hélène Vincent en iyi kadın oyuncu ödülünü kazandı.
Tanıdık Dokunuş(Familiar Touch)
Geçtiğimiz yıl Venedik Film Festivali’nin Ufuklar (Orizzonti) bölümünde ilk film, yönetmen ve kadın oyuncu dallarında ödüller kazanarak öne çıkan “Tanıdık Dokunuş”, Amerikalı sinemacı Sarah Friedland’in imzasını taşıyor. Film, 80 yaşlarındaki bir kadının kurulu düzeninden koptuğu ve artık yardım alarak yaşamaya başlayacağı bir geçiş dönemine odaklanıyor. Hayatının bir döneminde New York’ta hafıza kaybı yaşayan sanatçılara bakıcılık yapan yönetmen Sarah Friedland, “Tanıdık Dokunuş”un büyümeyi konu alan filmlerin öğeleriyle oynadığını söylüyor. Yahudi kökenli Friedland’ın Venedik’te ödül yaptığı konuşmasında İsrail devletinin Gazze’de yaptığı katliamları eleştirdiğini de not edelim.
Yabancı Topraklarda(To A Land Unknown)
Filistin asıllı Danimarkalı yönetmen Mahdi Fleifel’in ilk uzun metrajlı kurmaca filmi, dünya prömiyerini Cannes Film Festivali’nde Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünde yaptı. Ondan sonra da birçok festival gezdi, aldığı olumlu tepkilerin yanı sıra ödüller de kazandı. Film, Atina’da yaşayan ve Almanya’ya gitmek isteyen Filistinli iki kuzenin, Chatila ile Reda’nın hikâyesini anlatıyor. İkisinin de amacı sahte pasaport için gerekli parayı bir an önce kazanmaktır. Reda kazandıkları tüm parayı uyuşturucuya yatırınca, Chatila çok tehlikeli bir kaçakçılık planı yapar.
Hayalet Işık(Ghostlight)
İnşaat işçisi Dan Mueller, onlu yaşlarındaki kızı Daisy’nin sorunları ve intihar eden oğlunun acısıyla baş etmeye çalışır. Bitmeyen stresi ve öfkesi nedeniyle iş yerinde hıncını birinden çıkarmaya çalışır. Olaya tanık olan tiyatro oyuncusu Rita, onu provalarına çağırır ve “Romeo ve Juliet” oyununda Lord Capulet’in repliklerini okutur. Bu olay Dan ve ailesinin hayatında yeni bir dönemin habercisidir. 2024 yılında Sundance Film Festivali’ndeki prömiyerinin hemen ardından film şirketleri tarafından dağıtım hakları satın alınan “Hayalet Işığı”, geçtiğimiz yıl National Board of Review tarafından yılın en iyi 10 bağımsız filminden biri seçildi. Kelly O'Sullivan ve Alex Thompson’ın yönettiği film Devriâlem başlıklı bölümde gösteriliyor.
Siyah Köpek(Gouzhen)
Eski motosiklet dublörü Lang, cezaevinden çıktıktan sonra Gobi Çölü’nün yakınlarındaki baba evine döner. Küçük kentte herkesin tanıdığı biridir Lang. Ama sevenleri kadar sevmeyenleri de vardır. Yeğeninin ölümünden Lang’ı sorumlu tutan gangster Hu ise intikam peşindedir. Lang, kasabayı başıboş köpeklerden temizlemek için belediye ekipleriyle birlikte çalışırken, siyah bir köpekle beklenmedik bir bağ kurar, üstelik bu başıboş köpeğin başına ödül konmuştur. Çinli sinemacı Guan Hu’nun yönettiği “Siyah Köpek”, 2024 yılında düzenlenen Cannes Film Festivali’nde Belirli Bir Bakış bölümünün en iyi filmi seçildi. Daha sonra katıldığı Varşova ve Valladolid gibi festivallerde de önemli ödüller kazandı.
Hayaller(Drømmer)
44. İstanbul Film Festivali’nin Retrospektif bölümünde, insan ilişkilerine dayalı filmleriyle tanınan Norveçli yönetmen Dag Johan Haugerud’ün altı uzun metrajlı filmi gösterilecek. Geçtiğimiz Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı ve FIPRESCI ödüllerini kazanan “Hayaller” de bunlardan biri… Film, insan ilişkilerinin kompleks yapısı, cinsellik ve sosyal normları konu alan, “Seks, Aşk, Hayaller” adlı üçlemenin ikinci halkası olarak geliyor karşımıza. Johanne, Fransızca öğretmeni Johanna’ya âşık olur ve aşkını kendi içinde hiçbir sınır tanımadan yaşamak istediği için duygularını kâğıda döker. Ailesi başlangıçta olaya tepki gösterir ama yazdıklarının edebi niteliği, annesi ve büyükannesini etkiler. Onlar da dönüp kendi hayatlarına farklı bir açıdan bakarlar. Filmin festival kataloğundaki yazısı şöyle sona eriyor: “Üçlemenin diğer filmlerine kıyasla görsel biçimi daha serbest ve yakın olan bu film aşk, ilişkiler, cinsellik ve kendini bulmaya dair üç kuşaktan, zengin bir kadın bakış açısı sunuyor.”
Dìdi
Tayvan asıllı sekizinci sınıf öğrencisi, 13 yaşındaki Amerikalı Wang, bunaltıcı çocukluğundan ve işi başından aşkın annesinden kaçmak için sosyal medyaya sığınır. Okulun başlangıcına bir ay kala, ailesinin ona öğretmeyeceği ve asla aklından çıkmayacak bilgilerle yüzleşir. İnternet onun içselleştirdiği ırkçılık duygularını ve kişisel yetersizlik hissini daha da belirginleştirir. Yıl 2008’dir ve 21. Yüzyıl’a damgasını vuracak sosyal medya her geçen gün etkisini artırmaktadır. Dünya prömiyerini Sundance Film Festivali’nde yapan ve İzleyici Ödülü’nün yanı sıra Dramatik kategoride Jüri Özel Ödülü’nü kazanan “Dìdi”, Sean Wang’ın ilk yönetmenlik denemesi. National Board of Review tarafından 2024’ün en iyi 10 bağımsız filminden biri seçildiğini belirtelim.
2073
“Senna” (2010), “Amy” (2015) ve “Diego Maradona” (2019) gibi birbirinden iyi belgesellerle tanınan Asif Kapadia’nın “Kurmaca değil. Belgesel değil. Bu bir uyarı” olarak nitelediği yeni filmi “2073”, karanlık bir gelecek tasavvuruyla geliyor karşımıza. Chris Marker'ın 1962 tarihli kısa filmi “La Jetée”sinden esinlenen Kapadia, insanlığın geleceğini kurtarmaya çalışan bir zaman yolcusunu takip ediyor. Kapadia’nın belgesel ve kurmaca formatlarını birleştirdiği film, geçtiğimiz Venedik Film Festivali’nde yarışma dışı olarak gösterildi. Belgeselleri gibi çok beğenildiğini ve eleştirmenlerden yüksek notlar aldığını söylemek mümkün değil ama günümüz dünyasına getirdiği keskin eleştiriler ve hayal ettiği gelecekle festivalin ilgiye değer filmlerinden biri olacağı kesin.
Mavi İz(O Último Azul)
Film, Brezilya hükümetinin 80 yaşın üstündeki insanları kurulu düzenlerinden alıp zorunlu olarak özel kolonilere gönderdiği bir geleceği hayal ediyor. 77 yaşındaki Tereza, daha 3 yılı olduğunu düşünürken işinden ayrılmaya zorlanır çünkü devletin belirlediği yaş sınırı 75’e indirilmiştir. Tereza, hazırlıksız olduğu bu kararı kabul etmez ve hayallerini gerçekleştirmek ister. Devlet kendi planında diretince Tereza, kaçak biri olma pahasına Amazon nehri boyunca yolculuğa çıkar. Brezilyalı yönetmen Gabriel Mascaro’nun yönettiği bu distopik dram, geçtiğimiz Berlin Film Festivali’nde Gümüş Ayı Büyük Jüri Ödülü’nü kazandı.