SEÇİMİNE rüşvet karıştırıldığı şikayeti ile başlatılan soruşturmaya dayalı CHP İstanbul İl Kurultayı İddianamesinden nasıl bir sonuç çıkar?
Veya önceki gün çıkan bu iddianame kapsamında mahkeme davaya bakar mı?
İki soruya da yanıt vermeden önce AK Parti yöneticilerinden bazılarının bu davaya nasıl baktıklarını yansıtan en iyi cümle şu olsa gerekir:
“Eğer bu dava devam ederse, bundan böyle biz dahil hiçbir siyasi parti kongre, kurultay yapamaz… Önüne gelen suç duyurusunda bulunur, YSK denetiminde gerçekleşen kongreleri işlevsiz hale getirir…”
Gelelim iddianameye…
CHP İstanbul İl Kurultayına ilişkin şikayetler üzerine İstanbul Başsavcılığının başlattığı soruşturma kapsamında ortaya çıkan iddianameyi detaylı okudum…
İl kurultayında rüşvet dağıtıldığına ilişkin şikayetin yapıldığı mektup ile birlikte bazı kişilerin aralarındaki konuşmaların kaydedildiği bir CD’nin çözümüne geniş yer verilmiş…
Rüşvet iddiasına yer verilirken, dolaylı olarak olaya tanıklık eden birinin ifadesi de yer almış.
RÜŞVETİ DEĞİL, TEKLİFİ KAYIT ALTINA ALDIK…
Bu kişi hapishanede aynı koğuşta kaldığı Veli Gümüş isimli kişiden bu iddiaları duyduğunu söylüyor.
Gümüş de yapılan sorgusunda, kendilerine Beşiktaş Belediye Meclis Üyesi Fahrettin Çırak’ın, oylarını İstanbul İl Başkanı seçilen Özgür Çelik lehine kullanmak için 100 bin lira para teklif ettiğini, sonradan bu rakamın 750 bin liraya kadar çıktığını belirtiyor.
Veli Gümüş devamında önemli bir ayrıntıyı aktarıyor.
Bu parayı almadıklarını, teklifin nereye kadar çıkacağını görmek için pazarlığı uzattıklarını ve konuşmaları kaydettikleri ve para almadıklarını söylüyor.
Kayıt yaptıkları CD’yi de o Beykoz İlçe Başkanı Mahir Taşkan’a teslim ettiklerini belirtiyor.
Taştan’ın da bunu dönemin CHP İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’na verdiğini, onun da önceki lider Kılıçdaroğlu ile paylaştığını aktarıyor.
Yani ortada bir para verme girişimi var, ama ne bir kuruş alınmış veya verilmiş…
BELEDİYE BAŞKANLARININ DURUMU
Beşiktaş ve Beyoğlu Belediye başkanlarına ilişkin iddialar da dolaylı “duyuma dayanan” iddialardan oluşuyor…
Bazı kişilerin onlar adına konuştukları iddia ediliyor; iki kişinin de işe alındığına vurgu yapılıyor.
Belediyeye alınan iki kişinin dışında da oy vermesi karşılığı iş sağlandığı iddiasına da rastlanmıyor…
Bütün bunlar il kurultayının iptal edilmesi veya ileri sürüldüğü gibi dava sonuçlanana kadar il başkanının “tedviren…” açığa alınması için bir gerekçe midir?
Yıllardır kurultay veya kongre takip etmiş, parlamento ve siyasi partilere ilişkin kanunların komisyonlardaki yapımına tanıklık etmiş, sonrasında da uygulamalardaki gelişmeleri bizzat izlemiş parlamento hukukunu bilen biri olarak söylüyorum.
Hukuk kapsamında kalındığı takdirde, bu iddianameden bir sonuç çıkmaz; ne kurultay iptal edilir, ne de il başkanına dönük bir tasarrufta bulunulabilir…
ANKARA’DAN FARKI YOK
Bu davanın da Ankara’da devam eden iki davadan farkı yok…
Ağustos sonu gibi iddianamesinin çıkması uzun süredir dile getirilen İstanbul İl Kurultayı davasının hukuk açısından en önemli sorunu ise Anayasa 79 ve Siyasi Partiler Kanunu 112’inci maddeleri…
Öncelikle, partilerin il kongre veya kurultaylarında seçimin düzen içinde dürüst şekilde yürütülmesinden, seçim konularıyla ilgili bütün yolsuzlukları, şikayet ve itirazları inceleme ve kesin karara bağlama yetkisinin Yüksek Seçim Kurulu’na ait olduğunu, YSK kararları aleyhine başka bir dava açılamayacağını Anayasa emrediyor…
OYLAMADA, SAYIMINDA VE DÖKÜMÜNDE HİLE VARSA…
Siyasi Partiler Kanunu’nun (SPK) 112’inci maddesi de her kademedeki, her çeşit parti görevlileri ve yedeklerinin seçimi için yapılan “oylamalara ve bu oylamaların sayım ve dökümüne hile karıştıranların, 1 yıldan 3 yıla kadar hapisle cezalandırılacağı” hükmünü taşıyor.
İstanbul CHP İl Kurultayı iddianamesindeki 1-3 yıl arası ceza talebinin gerisinde de bu madde yer alıyor.
Ancak madde, oylamalara, sayım, döküme hile karıştıranlar için geçerli olduğunu belirtiyor.
Onun öncesindeki iş ve işlemler YSK’yı veya ilçe seçim kurulunu bağlamaz mı?
Tabii ki bağlar, eğer kulübeye girip oy verirken müdahale edilmişse, oyların sayımında rakam oyunu yapılmışsa, dökümde de bilinçli olarak bir tarafın kazanmasını sağlamak amacıyla yanlış yazım yapılmışsa karışıyor.
Geri kalanını kurultay ve seçilen il başkanı açısından konu etmiyor.
O kişilerin arasındaki akitleşme olarak görüyor; rüşvet kapsamında değerlendirmiyor...
RÜŞVET KAMU GÖREVİNDE OLUR
Çünkü rüşvet (TCK 252/1)ancak kamu görevlilerinin görevlerini yerine getirirken söz konusu olabilir.
Görevinin gereklerine aykırı olarak bir işin yapılması veya yapılmaması için doğrudan doğruya veya aracılar vasıtasıyla, kendisine veya başkasına menfaat sağlayan kamu görevlisi için geçerlidir.
Ayrıca CHP Tüzüğü ve kanun gereği partili belediye başkanları ilçe kurultaylarının doğal üyeleridir.
Burada yaptıkları faaliyetler kamu görevi olarak görülmez, eylemleri de “görevinin gereğine aykırılık” olarak değerlendirilemez.
Eğer böyle bir eylemde bulunduysa Anayasa ve SPK gereği kurultayı ilgilendirmez.
Ayrıca rüşvet teklif ettiği ileri sürülen Fahrettin Çırak da Beşiktaş Belediye Meclis Üyesi…
Kanunlar, belediye meclisi üyelerini, kamusal faaliyetlerin yürütülmesinde icranın başına atama veya seçimle gelen kişiler olmadığı için kamu görevlisi olarak görmüyor.
Özetle, bu kişilerin arasındaki para teklifi veya oy vermesi karşılığında dile getirdiği vaatler rüşvet olarak görülmez, kişiler arasında akitleşme olarak değerlendirilir.
Hem Devlet Memurları Kanunu, hem de TCK (6/1) bu konuda nettir; kamu görevlilerinin rüşveti kapsamına girmez.
AK PARTİ TEMSİLCİSİNİN UYARISI
Daha da önemlisi AK Parti YSK Temsilcisi ve Isparta Milletvekili Recep Özel’in dile getirdiği gibi “YSK’nın uhdesinde olan bir konuda dava açılamaz…”
Ankara’da bir süredir Asliye Ceza ile diğer mahkemeler, Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi arasında pinpon topuna benzer bir hal alan CHP Büyük Kurultayı davasında yaşandığı gibi…
Bu konuya bakması gereken yer YSK’dır; o da Çankaya İlçe Seçim Kurulu ve kendisine yapılan tüm başvuruları inceledi ve herhangi bir olumsuzluğa rastlanmadığı kararına vardı…
İL BAŞKANI TEDVİREN UZAKLAŞTIRILIR MI?
Gelelim bir diğer konuya…
CHP içinde çok konuşulan, dava sonuçlanana kadar İl Bakanı Özgür Çelik’in tedviren görevden uzaklaştırılmasına dönük iddialara…
Hukuk davalarında tedvir işlemi, ihtiyatı tedbir olarak isimlendirilir…
İdare hukukunda da yürütmenin durdurulması anlamına gelir…
Yani, bir il başkanının seçimi ile ilgili konuda Hukuk Muhakemesi Kanunu veya TCK hüküm oluşturmaz; çünkü kurultayda seçime geçildikten sonra tek yetkili YSK adına iş yapan ilçe seçim kuruludur.
Eğer bir dava açılırsa, onun iş ve eylemlerine dava açılıyor anlamı çıkar…
YSK yakın geçmişte yaptığı açıklama ile buna tepki gösterdi.
Asliye hukuk veya asliye ceza mahkemesinin kendisini YSK üzerinde konumlandıramayacağı konusunda uyarılarına tanıklık edildi.
Daha ilerisi eğer bugün seçilmiş bir il başkanı tedviren uzaklaştırılması, milletvekillerinin de uzaklaştırılabileceği anlamına gelir ki bu hukuk garabeti oluşturur.
ÖZGÜR ÇELİK İDDİASI DA CHP İÇİNDEN GELİYOR…
Gelelim üçüncü bir soruya…
CHP’nin bu noktaya gelmesine kim neden oldu?
Özgür Çelik ile ilgili ortada bir uygulama yokken, bu iddialar nereden yayılıyor?
Atasözündeki gibi; elmanın kurdu kendi içindedir…
CHP genetiğine yerleşmiş klikleşme eylemlerinden kurtulamıyor…
İster Ankara mahkemelerinde devam eden ve 15 Eylül’de görüşülecek olan Büyük Kurultay Davası olsun, dilerseniz de İstanbul İl Kurultayı'na ilişkin iddianameye dayalı süreç…
Her birinin başlamasına kendi üyeleri neden oldu...
CHP kendi içindeki çekememezlik, harislik ve klik sorununu çözemediği sürece, başı mahkeme salonundan zor çıkar…