Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Nihal Bengisu Karaca "Geleceksizsiniz" mi diyeceğiz, "Gelecek sizsiniz" mi?
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Gelecek gençlere artık önü açık ve ileri doğru akan bir yol gibi değil, duvar gibi görünüyor .

        Bunu anlamak için anketlere, grafiklere bakmaya gerek yok.

        Yüzlerine bakmak yeter.

        Yorgunluk ve kırgınlıklarını alaycı bir yüz ifadesinin arkasına gizliyorlar.

        Ve en tehlikelisi:

        Her hallerine sinmiş bir umursamazlık, en ciddi şeyleri bile hafife alma davranışı bir pattern haline gelmiş durumda.

        TÜİK’in Ocak 2025 verilerine göre, 15-24 yaş arası genç işsizliği %14,9.

        DİSK-AR’ın geniş tanımlı işsizlik oranı ise %35,7.

        Yani her üç gençten biri, ne okulda ne işte.

        Ne bugüne aitler, ne yarına.

        Bu sadece ekonomik bir tablo değil.

        Bir ruh hâli.

        Ailelerin binbir zorlukla temin ettiği harçlık çocukları ‘yük olma’ psikolojisiyle yaralıyor. Üstelik o harçlık öğrenciliği idame ettirmeye de yetmiyor. Okumanın zorluklarına, mezuniyet sonrası geçinememek ekleniyor.

        Bu artık yalnızca maddi bir kriz değil.

        Bu, bir aidiyet krizi.

        Gençler bu ülkeye, bu hayata, bu düzene ait hissetmiyor.

        Bir ev kurmak, çocuk sahibi olmak, bir hayat inşa etmek…

        Bunlar artık uzak değil imkânsız kategorisinde.

        Friedrich-Ebert-Stiftung’un 2024 araştırmasına göre, gençlerin %81’i

        “Hayatımın kontrolü bende değil” diyor.

        Bu cümleye bakıp öylesine bir anket verisi diyebilirsiniz. Ben burada bir kuşağın kaybolan yön duygusunu görüyorum.

        Ve ne zaman seslerini biraz yükselttiler, yanıt en kötü yerden geldi:

        Baskı, yetişkin linci ve gözaltı.

        Son protestolarda 301 genç gözaltına alındı.

        Oysa, neden sokaktaydılar?

        Toplum Çalışmaları Enstitüsü’nün Mart 2025 tarihli verilerine göre, protestolara katılan gençlerin %60’ı geleceğe dair kaygılarını dile getirmek, %52’si ise baskıya karşı çıkmak için oradaydı.

        Slogan atmaktan çok, hayatta kalmaya çalıştılar.

        Ama herkes sadece görmek istediğini gördü.

        Bugün birçok genç, artık “hayat kurmak” değil, hayatta kalmak istiyor.

        Üniversite mezunu genç, gıda kuryesi olarak çalışıyor ve hâlâ geçinemiyor.

        Ev kirasını karşılayabilmek için ev arkadaşı ediniyor. Evlilik, yuva kurmak, çocuk sahibi olmak jüpiter kadar uzak…

        Artık bu sıkıntıları paylaşmıyorlar da. Paylaşınca azalmıyor çünkü. Bir leke gibi yayılıyor.

        İçlerine kapanıyorlar.

        Tweet atmaktan korkuyorlar.

        WhatsApp grubunda fikir belirtmekten, okulda bir cümle kurmaktan çekiniyorlar.

        Bu sessizlik bireysel bir tercih değil.

        Sistematik bir sonuç.

        Gençler otosansürle yaşıyor.

        Kendilerini korumak için değil, var kalabilmek için susuyorlar.

        Çünkü bu ülkede bir şey söylemenin bir bedeli var.

        Ve bu bedeli göze alanların çoğu, şimdi gözaltında.

        Ve tüm bunların üzerine, bir de sandıkta yaptıkları tercihlerin duvarlar arkasına kilitlenmesi eklenince, o kırılganlık kızgınlığa dönüştü. Hepsi bu.

        Bir kez daha,

        “Bizim oylarımızın anlamı yokmuş” duygusu yaşadılar.

        Seçim sadece bir siyasi araç değil, bir hayata katılma umuduydu.

        Bir bağ kurma ihtimaliydi.

        Şimdi o umut da, kapalı kapılar ardında tutuluyor.

        Bir kuşak bizden uzaklaşıyor.

        Daha az konuşuyor, daha az bağlı hissediyor. Gidemiyorlar ama kalmak da istemiyorlar.

        Susmak istemiyorlar ama konuşmaktan da vazgeçmiş gibiler.

        Gençlerin umut edemediği bir ülkede, hiçbir şey gerçekten güvende değildir.

        Peki biz onlara ne diyeceğiz?

        “Gelecek sizsiniz” mi,

        yoksa

        “Geleceksizsiniz” mi ?