Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Nihal Bengisu Karaca Gazze Avrupa'yı değiştirdi mi?

        Gazze sadece kalpleri dağlamadı ya da maskeleri düşürmedi, aynı zamanda nüanslardan oluşan devasa bir veri setinin oluşmasına neden oldu. Meydanlar ile Kampüsler Arasında, iki kıta arasında iki farklı reflekse dair bir repertuar oluşmasına yol açtı.

        7 Ekim 2023’te Gazze’ye başlatılan saldırılar, dünya genelinde öfkeyi ve duyarlılığı aynı anda tetikledi. Ancak Amerika ve Avrupa’daki tepkiler birbirine pek benzemedi. Ortak payda Filistin’e destekti belki ama protestoların ritmi ve sonuçları farklı farklı yollar çizdi.

        ABD’de kampüsler direndi ama bu sokağa, taşraya ve Beyaz Saray’a ne kadar sirayet etti, benim gözlemime göre sonuç fiyasko oldu.

        Üstelik sadece üç ay içinde 12.400’den fazla Filistin yanlısı eylem düzenlenmiş, katılım 1,5 milyonu bulmuş olmasına rağmen…

        Ancak mesele şuydu: Ne kadar yoğun ve spesifik olursa olsun hatta çok somut taleplerle çok net baskılar yapılmış olmasına rağmen ABD’de hareket kampüslerle sınırlı kaldı. Üniversitelerde öğrenciler, okullarının İsrail’le olan maddi ilişkilerini kesmesini istedi.

        Bu talep dalgası büyüdü, 60’tan fazla kampüste 3.100’den fazla öğrenci gözaltına alındı. Talepler bastırıldı.

        Gallup anketi, Amerikalıların yalnızca %32’sinin İsrail’in saldırılarını onayladığını söylüyordu.

        Reuters/Ipsos verilerine göre halkın %59’u bu saldırıları “orantısız” buluyordu.

        Yani kamuoyu, Beyaz Saray’dan daha ilerideydi.

        Ama bu ilerilik karar mekanizmalarını kıpırdatmaya yetmedi. Amerika’da sistem, sokaktan gelen sesi filtreliyor ve özellikle Trump dönemi, seslerin politikaya tercüme edilmesini teşvik etmiyor.

        CANLI VE ISRARCI

        Avrupa ise meselenin çevresinden dolaşmadı.

        Meydanlara inildi, sokaklar doldu. Kampüs değil, şehir merkezleri mücadele alanıydı. Ama en önemlisi gösteriler ve yürüyüşler ‘devamlıydı’.

        Ayrıca katılım sayıları dikkat çekiciydi:

        Londra: 1 milyon (organizatörlere göre)

        Roma: 300.000

        Lahey: 150.000

        Brüksel: 110.000

        Madrid: 50.000

        Paris: 15.000

        Bern: 500 kişi (ölçek açısından örnek)

        Fransa ve Almanya, protestoları kısıtladı. Almanya’da 766 "baskı olayı" kaydedildi.

        Yine de sokaklar boş kalmadı.

        Bunlar, “Batılı sivil kamuoyu, yani halklar, Gazze konusunda duyarlılıklarını ortaya koymaya çalıştılar” denildiğinde “Yahu onlar üç beş kişi” cevabını veren çevrelerin ciddiye alması gereken rakamlar.

        ÇÜNKÜ HALKLARIN NABZI HALA ATIYOR

        Araştırma şirketleri, Avrupa’daki politik iklimle halkın duygusal refleksleri arasındaki açıyı net gösterdi:

        Altı Avrupa ülkesinde halkın %63 ila %70’i İsrail’e olumsuz bakıyor.

        Belçika’da %62, Fransa’da %51, İsveç’te %50 silah ambargosu istiyor.

        Almanya: %61, hükümetin İsrail’e “gereğinden fazla” destek verdiğini düşünüyor.

        İrlanda: %80, İsrail’in Gazze’de soykırım suçu işlediğine inanıyor.

        Fransa: %68, Filistin’in devlet olarak tanınmasını destekliyor.

        İsveç: %50, İsrail’e silah ambargosu uygulanmasını istiyor.

        İtalya: %57, hükümetin daha tarafsız bir tutum alması gerektiğini söylüyor.

        SOKAKTAN DENİZE FİLİSTİN

        Peki Protestolar işe yarıyor mu?

        Yeteri kadar değil.

        Ancak hiç kıpırtı yaratmadığı da söylenemez.

        Mesela şunlar oldu:

        28 Mayıs 2024’te İspanya, İrlanda ve Norveç, Filistin Devleti’ni resmen tanıdıklarını açıkladılar.

        Böylece Filistin’i tanıyan Birleşmiş Milletler üyesi ülke sayısı 146’ya yükseldi.

        İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, İsrail’in Gazze’deki saldırılarını “soykırım” olarak niteledi. İspanya, yalnızca sözle değil sahaya inen bir adımla da Gazze’ye fiili destek gösterdi. Mayıs 2025’te İsrail’e silah ambargosu için çağrı yaptı.

        1 Ağustos 2025'te İspanya hükümeti, 12 tonluk acil gıda yardımını A400M tip askeri nakliye uçağıyla ve 30 civarı paraşütle Gazze’ye bıraktı. Bu rasyonlar, yaklaşık 11.000 kişi için yeterli besin içeriyordu. Hemen iftiralar başladı. Ancak hükümet, yardımın kalitesine ve helal olmadığına dair iddiaları da net biçimde reddetti. Bu, Avrupa’daki siyasi söylemin sokağın ötesine geçip sahaya taşındığının pratik bir göstergesiydi.

        İrlanda İsrail’i “soykırımla suçlayan” önergeyi parlamentodan geçirdi. Dublin yönetimi, Uluslararası Adalet Divanı’ndaki davaya destek vereceğini açıkladı.

        Hem zaten, İrlanda’daki kamuoyu verileri şöyle:

        Halkın %80’i İsrail’i “soykırım suçlusu” olarak görüyor. %71’i, İsrail’in “apartheid” rejimi uyguladığını düşünüyor.

        Fransa işe protestoları yürüyüşleri yasaklamakla başladı ve bu yasakların hiçbir hayrını görmedi. İsrail’in şirretliği ve sokakların sesi kombosu nedeniyle Eylül 2024’e gelindiğinde Birleşmiş Milletler’de Filistin’i tanıyacağını açıklamak zorunda kaldı.

        ABD VE AVRUPA ÖRNEKLERİ NEDEN FARKLI?

        İşin doğrusu. Amerika’daki protestolar daha çarpıcıydı. Kampüslere kurulan çadırlardan yükselen talepler somuttu, dekan yardımcılarının gözaltına alınması gibi ABD demokrasisini sınayan sahnelerin sonuç üretmesi gerekirdi. Ama sistem tınmadı. Çünkü koltukta Trump oturuyordu.

        Avrupa’da ise sloganlar tanıdıktı, ama yürüyüşler eksi 20 gibi soğuk hava şartlarında bile devam etti.

        Avrupa’da, halk ile karar mekanizmaları arasındaki katman daha geçirgen. Yeterince ısrarlı bir sokak, diplomasiye sirayet edebiliyor.