Türk pasaportunun dünya ligindeki konumunu hepimiz biliyoruz. Ama bir ayrıcalığı var, o da Japonya’ya vizesiz seyahat edebilmek. Türkiye ve Japonya arasında yakın zamana kadar sorgulanmayan bir ayrıcalıktı bu, ancak geçtiğimiz günlerde, ben oradayken konu yeniden gündeme geldi. Japonya son zamanlarda kontrolsüz göçün verdiği zararlardan dolayı Türkiye’ye vize koymayı düşünüyor.
Bu tartışma birkaç senedir sürüyor ama bir türlü hayata geçmiyor. Duvarların yeniden yükselmeye başladığı bir dünyada şimdi yürürlüğe girmemesi için hiçbir neden yok.
Bugün Avrupa Birliği ülkelerinden ABD’ye göçmenlerin yarattığı sorunlar belki de dünyanın en önemli gündemi. Artık ekonomik sıkıntılarla birlikte dünyada aşırı sağ partilerin yükselmesinin altındaki faktörlerden biri.
Göçmenlik bugüne kadar bir Batı sorunu gibi algılanıyordu. Üçüncü dünya ülkelerinden en çok Batı ülkeleri göç alırdı çünkü. Ama giderek bu bir Doğu, en uzak doğu sorunu olmaya başladı demek ki. Japonya da şimdi göçmen karşıtlığı ve beraberinde getirdiği sağ dalgadan kendisini koruyamıyor. Sağ partiler göçmen karşıtlığı söylem sayesinde oylarını artırıyor.
Bu durumun müsebbibi ise Türkler. Ya da “politik doğrucu” ve “woke” tabirle Türkiyeliler. Daha doğrusu Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları. Bazı Türklere göreyse Kürtler.
90’LARDA BAŞLAYAN GÖÇ DALGASI
Japon devleti için yakın zamana kadar Türk-Kürt ayrımı yoktu. Bizden çok uzaktaki bu coğrafya nasıl kendi iç çatışmamızı, içimizdeki ayrımları bilsin. Oysa bugün yaşadıkları göçmen problemi tam da iç çatışmamızla ilgili.
Pek çok yerde defalarca haber yapıldığı gibi 90’lardaki terörle mücadele yıllarında Türkiye’den Japonya’ya göç eden Kürtler zamanla orada kendi diaspora’larını oluşturdular. Özellikle de başka göçmenlerin de yerleştiği Warabi ve Kawaguachi şehirlerine taşındılar. Toplam sayılarının birkaç bin olduğu tahmin ediliyor. Sınırlı sayılarına rağmen göçmen karşıtlığının simgesi oldular. Bir kesime göre oralarda huzuru kaçırıyorlar, bir başka kesimse ırkçılığın Kürt azınlığı hedef gösterdiğini savunuyor.
Japon kamuoyu Türk-Kürt ayrımını birkaç sene önce büyükelçilikteki oy verme işlemi sırasında Türk ve Kürt grupların çatışması sonrası öğrendi. Böylece Japonya’nın da kendi “Kürt sorunu” oluştu.
Kürt düşmanlığını milli spor haline getirmiş pek çok Türk için ırkçılık ateşini körükleyecek yeni bir malzeme oldu bu olaylar. Bazı Türkler sadece Kürtlerin ta uzaklarda yaptığı eylemler yüzünden onlarla aynı potaya konmaktan, vizesiz seyahat gibi imtiyazlarını kaybetmekten şikayetçi. Çulsuz influencer’lar bedava geziye gidip mochi, matcha ve tapınak video’larını nasıl paylaşacaklar Japonya vize isterse? Yaptıkları işi, bankadaki hesaplarını nasıl kanıtlayacaklar?
IRKÇILAR KONUYU KÖPÜRTÜYOR
Gazeteci İrfan Aktan geçen ay yayımlanan “Karihōmen: Japonya’da Kürt Olmak” adlı kitabında ülkede yükselen ırkçılığın inceliyor. En kıza zamanda temin edip okumak istiyorum. Ama Gazete Duvar’a verdiği söyleşiye göre Kürtlerin hedef gösterilmesinin arkasında Japonya’daki ırkçılar var, bir de Japon hükümetinin Türkiye’yle ilişkilerini bozmak istememesi. Aktan ayrıca yabancı düşmanlığının sadece Kürtleri kapsamadığını vurguluyor. Henüz okumadığım bir kitap hakkında yorum yapmak istemem ama ana mesajı “Kürtler iyi ırkçılar kötü,” gibi duruyor.
The Economist’in 2023’te Japonya’daki Kürt sorununu hakkındaki haberine göre ülkenin ekonomisini döndürmek için, pek çok ülke gibi, göçmen işçilere ihtiyacı var. Burada da nüfus yaşlı, doğumlar azalıyor. 2040’taki büyüme rakamlarını tutturmak için bugünün dört katı kadar göçmen almak zorunda Japonya. Öte yandan, 1603-1863 arasında ülkeyi tamamen yabancılara kapatmış bu ülkede bugün bile göçmen olabilmek çok zor. Kürtlere yasal haklar tanınmadığı ve bugüne kadar sadece tek bir kişiye yasal mülteci statüsü verildiği için sık sık kanunla başları belaya giriyor.
“Kaihōmen” tam da bu durum: şartlı salıverilme ama Aktan’ın açıkladığına göre bu statüdekiler “çalışma, sağlık, seyahat, barınma dahil hiçbir temel insan hakkından faydalanamıyor, eğitim sistemine katılmakta zorlanıyor, banka hesabı bile açamıyor.”
Japonya yabancı dostu değil, bu bir sır değil. Burada biraz uzun kalınca ayrışmaya başladığınızı anlıyorsunuz. Haliniz vaktiniz yerinde olsa bile ne kadar uzun kalırsanız o kadar yabancılaşıyorsunuz. Toplum giderek sizi içine almıyor, dışarı itiyor. Expat’lar kendi kendilerine oluşturdukları bir dünyanın içinde yaşıyorlar.
Yabancılara zaten alışık olmayan Japon toplumunda demografik değişimler toplumda yabancılara yönelik entegrasyon endişesi yaratıyor. 2022 verilerine göre nüfusun yüzde 2.4’ü başka bir ülkede doğmuş. Tartışmalı şehirlerden Kawaguachi’de bu oran yüzde 6.8. Nüfusunun yüzde 20.3’ü başka bir ülkede doğmuş Kanada’ya kıyasla epey düşük rakamlar, ama Kanada coğrafi şartlardan dolayı yabancı işgücüne Japonya’dan daha muhtaç. Kanada’nın kendi tarihi, kültürü, gelenekleri de Japonya’ya kıyasla çok yeni. Dolayısıyla çok uzakta ve çok yabancı Japonya’yla göçmen ülkelerini kıyaslamak doğru değil.
Kürtler ise, tıpkı Amerika’daki siyahlar ya da Fransa’daki Müslümanlar gibi, her zaman mağdur. Haksız olduklarında bile egemenlerin geçmişte uyguladığı zulüm yüzünden hemen aynı mağduriyet kartını oynuyorlar. Japonya’daki ırkçılığa dikkat çekenlerin hemen hiçbiri dışarıdan gelenlerin kuralları son derece katı bir toplumda yaratabileceği gündelik çatlaklara dikkat çekmiyor. İşleyişin bozulmasından rahatsızlık duymanın, bunu dillendirmenin adı her zaman ırkçılık değil. Ama başkalarının mağduriyetinden infiale geçen liberal vicdan ve entelektüel baskı bunu dillendirmeyi engelliyor.
HER ŞEY IRKÇILIK DEĞİL
Japonya’da kamusal yayıncılık yapan NHK’de çalışan Türk gazeteci Mehmet Gönültaş’ın Yarının Kültürü’ndeki yazısında vurguladığı gibi mesele saf yabancı düşmanlığı değil. Rahatsızlık veren davranışlar arasında “son yıllarda artan taciz ve tecavüz vakaları, gruplaşmalar ve gruplar arasında çıkan kavgalar; reşit olmadan araç kullanmak ve bunu sosyal medyada paylaşmak; çöpleri gelişigüzel atarak çevreyi kirletmek; izinsiz elektrik altyapısında değişiklik yapmak; trafikte yasal sınırın üzerinde yük taşımak; aşırı hız yapmak ve bunu TikTok’ta paylaşmak”var.
Çok küçük, ayrıntı gibi görünen meseleler olabilir bunlar Türkler için—veya Kürtler için. Türkiye Cumhuriyeti sınırlarında çöpleri doğru ayırmamak ya da reşit olmadan araç kullanmak bir mesele değil belki. Yaptırımı yok, kültürel olarak da ayıplanmıyor. Hiçbirimiz çöp hassasiyetiyle büyümedik, yeniden dönüşüm girişimleri de hep boşa çıktı.
Ama dünyanın başka ülkelerinde, özellikle de bizden daha gelişmiş yerlerde, toplum bu gibi kurallarla bir arada yaşıyor ve ilerleme bu kurallara uyarak sağlanıyor. Türkiye kuralları yazanların bile kurallara uymadığı bir ülke olduğu için Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, görebildiğim kadarıyla, gittikleri ülkelerde de aynı şekilde yaşamak istiyor. Türkiye’de kanıksadıkları bazı davranış biçimleri yüzünden—yangın musluğunun önüne araç park etmek, çöpleri yanlış günde dışarı çıkarmak, çocuğunu dövmek—cezalandırıldıklarında da şaşırıyorlar.
Bizde böyle olmadığı, böyle görmediğimiz, böyle öğretilmediği için çoğumuz aynı düzeni dışarıda da sürdürme kolaycılığını seçiyoruz. Bir başka ülkede yabancı olmak o ülkenin kurallarına uymayı kabul etmek anlamına geliyor oysa.
Birçok devlet entegrasyon konusunda daha iyi adımlar atabilir. Mesela Fransa her göçmene vatandaşlık dersi veriyor ve öğrettikleri arasında çocuklarını dövmemek ve kadınları sünnet ettirmemek gibi maddeler de var. Almanya işçileri ayrı alt bir sınıf olarak gördüğü için entegrasyonla hiç uğraşmadı ve bunun bedelini otobüs duraklarında bir erkekle el ele tutuştuğu için ailesi tarafından öldürülen Türk kadınlarının cenazesinde ödedi.
TÜRKİYE’YE YABANCI BİR KONU DEĞİL
Milyonlarca göçmeni kabul eden Türkiye de bu insanların geçici olduğunu düşünüyordu belli ki ve entegrasyon konusunda hiç adım atmadı. Özellikle Suriyeliler alışılmadık imtiyazlar—okullara kayıt vs.—elde ederek zamanla kalıcı oldular ama Türkiye Cumhuriyeti’nin değerlerini öğrenmediler. Gerçi bu değerlerin ne olduğu konusunda biz kendi aramızda bile anlaşamıyoruz ama eminim hala bazı asgari müştereklerde buluşabiliriz.
Japonya’daki mesele Kürtlerin sayısının az olması değil. Ülke genelinde sayısal olarak olabilirler ama belli ki yerleştikleri 75 bin nüfuslu “Warabistan”da huzuru kaçıracak kadar çoklar ve kendi bildiklerini okuyarak yerleşik düzeni tehdit ediyorlar. Tehdit illaki bombalama, adam kaçırma, cinayet değil. Düzen bazen çöplerin düzgün atılmamasıyla da tehdit edilebilir. Yeni yerleştiğimiz ülkenin kurallarına uymak zorundayız; dağdan gelip bağdakini kovamayız. Evet, bu tabiri bile bile “Bak ırkçısın işte!” desinler diye kullandım.
Japonya’nın göçmenlerle ilgili yaşadığı sorunlar Anadolu’daki yerleşik Türk halkının yeni gelenlerle çatışmasından farklı değil. Suriye’den gelen kontrolsüz göç Anadolu’nun kendi yaşam tarzını, özellikle de Anadolu İslam’ını tehdit ediyor. Bazı Suriyeliler yüzyıllardır dini kendi bildikleri gibi yaşayan Türklere ibadet öğretmeye kalkıyor mesela.
Dışarıdan gelenler uyum sağlamak ya da saygı göstermek yerine kendi bildikleri gibi yaşamakta ısrar ediyor, bir de kendi yaşam tarzlarını empoze etmeye çalışıyor. Çoğu zaman kanun karşısında bir yaptırımı olmadığı, mülteci ve kaçak göçmenlere ekonomik-siyasi sebeplerden dolayı göz yumulduğu için çatışma tırmanıyor. Bu konuyu siyaseten dillendirmenin bedeli de ağır zaten.
Belli ki Japonya böyle olmak istemiyor. Böyle olmama hakları da var. Japonya ne yapacak, adları Baran ve Rojda olanları eleyip Ayça ve Kemal’leri kayıracak mı? Hayır, T.C. pasaportunu cezalandıracak bu gidişle.