KARTALKAYA’DAKİ otel yangınından sabah saat 06:00 gibi cep telefonuma düşen bir mesajla haberdar oldum.
O an çevremden kayak yapmaya giden insanların olup olmadığını sorguladım…
İçimizden de birinin, sevgili Nedim Türkmen ve ailesinin de arasında bulunduğu 76 kişinin yaşamını kaybettiği haberi geldi...
Belki de aynı otelde kalmış olmanın verdiği yük ile içime derin bir sıkıntı oturdu; olay yerinde bulunan tanıdıklarımı aradığımda verdikleri bilgi durumun ne denli vahim olduğunu gösteriyordu.
Ekranlarda ölü sayısı ilk aşamada 10 olarak gözükse de sayının çok daha fazla olduğu bilgisini, “çocuklar dumandan boğulmuş, yanmış…” diye sesi titreyerek aktardı…
Yangının ilk anlarına da müdahalede bulunmuşlar…
İlk mutfakta başladığını ondan duydum.
'PLATE GRİLL'DEN ÇIKMIŞ OLABİLİR
Hatta yangından kaçıp kendini kurtaran bir otel çalışanının iddiasından da söz etti, “anlattığına göre plate grill (düz ızgara) makinesi alev almış…” dedi.
Sözünü ettiği genellikle sabah kahvaltılarında kullanılan ve üzerinde yumurta başta olmak üzere ızgara yapılan düz saç…
Yine otel çalışanının aktardığı bilgiyi paylaştı, “yakın zamanda yangın çıkan o bölümde elektrik sistemi yenilenmiş…” dedi.
Yangının bacayı tutuşturduğunu ve yukarı doğru hızla yayıldığını belirtti.
“Belli ki baca temizliği tam yapılmamış. En tehlikeli yerdir; söndürücü mekanizması da olması gerekir; her yıl bakımını yaptırıp yeniletiriz. Çünkü oradan başlayan yangın durmaz.”
Koridorlarda, yangın anında otomatik kapanan kapı sistemlerinin de bulunmadığını gördüklerini belirtti.
Yangından kurtulan bir kişinin anlattıklarını da aktardı.
Anlattığına göre onlar, koridorda kapı veya pencere olmadığı için odaların kapılarını ve camlarını kırarak dumanı boşaltarak kurtulmuş.
Karşılaştığı durum karşısında sesi titriyordu, “Gördüğüm manzara dayanılacak gibi değil…” deyip sabahın erken saatinden itibaren yaşadıklarını anlatmaya başladı.
ONLARDA ASIRLARDIR VAR…
Arkadaşımı dinlerken hafızam 40 yıl kadar önceye götürdü…
Cambridge’de gençlik partisinde tanıştığım bir öğrenci, arkadaşımla aynı evi paylaşıyordu.
Bir ara ne okuduğunu sorduğumda “Yangın mühendisliği okudum, aynı alanda yüksek lisans yapıyorum…” demişti.
O an benimle dalga geçtiğini sanmış, biraz da çatık kaşlarla suratımı asmıştım...
Bu yüz ifademe bu kez de o anlam verememiş, neden böyle davrandığımı sorgulamıştı.
Evi paylaştığı arkadaşım gelip durumu izah edince “yangının bir bilim olduğunu” ve Birleşik Krallık’ta buna çok önem verildiğini 40 yıl kadar önce öğrendim…
Kendisine karşı mahcup olduğunu açık yüreklilikle dile getirdim, çünkü orada bir asrı aşkın süredir var olan bölümün adından Türkiye’de söz eden dahi yoktu…
Hatta bugün dahi bileni çok yok…
HİÇBİR ÜNİVERSİTEDE YOK…
Kartalkaya’da 76 canı alıp götüren, biri ağır 51 kişinin de yaralanmasına yol açan yangın sonrası dönüp bir daha baktım.
Türkiye’de yangın mühendisliği bölümü hiçbir üniversitede yok.
Bazı üniversiteler mühendislik fakültelerinin içinde özellikle de inşaat mühendisliği bölümünün alt dalı olarak yüksek lisans programları başlatmış.
Anlaşılan o ki Türkiye hala yangını disiplin olarak kabul etmiyor; bir bilim dalı olarak görmüyor veya görmek istemiyor…
Oysa ki, yangına karşı mücadelenin ilk tohumlarının atıldığı yer Anadolu’dur…
O denli ki itfaiye teşkilatının kuruluşu Padişah III. Murat dönemine, 1579’a dayanır.
Padişah, afet haline gelen yangınların önüne geçilmesi için her evde bir fıçı su ve dam yüksekliğinde merdiven bulundurulmasını zorunlu kılan ferman yayınlar.
GERÇEK DAVUT İCAT ETTİ, TORUNLARI İSE UNUTTU…
Bununla da kalmaz, Gerçek Davut isimli bilim insanının icat ettiği yangın tulumbası da Tüfekhane ile Tophane yangınlarında başarıyla kullanılır.
Padişah III. Ahmet ve Sadrazam Damat İbrahim döneminde, Yeniçeri Ocağı bünyesinde Gerçek Davut’a bağlı “Tulumbacı Ocağı” oluşur…
Yağ, odun, yanıcı sıvı, barut, kumaş yangınlarına nasıl müdahale edilmesi gerektiği de bilimsel deneylerle kaidelere bağlanır.
Bugünkü itfaiyenin kuruluşunun ilk temelleri de askeri yapı içinde tulumbacı taburu olarak oluşur…
Yani 1500’lü yıllardan başlayıp, 700 yıldır bu işi bilimsel anlamda götüren, yangın teşkilatını ilk oluşturan bu topraklar, sonraki yıllarda bunun bilimsel bir iş olduğunu unutur.
Oysa atalarının da öğretisinde olduğu gibi yangınla ancak bilimsel yaklaşımla mücadele edilebilir.
Çünkü tandırda, ocakta, şöminede yananla dost olmayı, ateşi kendine hizmetkar kılmayı sağlayan bilimdir yangın…
Depremden çok daha ağır sonuçları olan doğal bir afettir ki onunla mücadele de ancak bilimle olur.
En belirgin özelliğini ABD’de teröristlerin Dünya Ticaret Merkezi’nin İkiz Kulelerine uçakla çarptıklarında gördüğümüz gibi yapıların yüksek sıcaklık karşısında mekanik davranışlarını, geleneksel yapı statiğinden farklı olduğunu anlamaktır.
Onun ayrı bir mühendislik hesabı olduğunu, yıkıcı etkilerinin ancak bu yolla atlatılabileceğini bilmektir…
BATIDA ÇOK, BİZDE HİÇ YOK
Acı olan yangın mühendisliği lisans programları üniversitelerde olmamanın yanında Türkiye’de bu konuda literatürdeki çalışmalar da yok denecek kadar az…
Oysa her yıl yukarı doğru uzayıp giden boylarına yeni katlar ekleyen büyükşehirlerdeki gökdelenlerin yapılanmaları donanımlı yangın mühendislerine ne denli ihtiyaç olduğunu gösteriyor.
Türkiye ise bu ihtiyacı bu aşamada sadece inşaat mühendisleri ile gidermeye çabalıyor.
Bunun yeterli olmadığı gün gibi açık; çünkü ısı transferi, akışkanlar mekaniği, yüksek ısıda statik değişkenler hesabı gibi çoklu bilgi birikimine ihtiyaç duyuyor.
Yangın bilim dalı, başka bir mühendislik yaklaşımı gerektiriyor.
Bu mühendislik dalı, yapıların sadece inşaat malzemeleri ile de ilgilenmiyor…
İTFAİYE ÇAVUŞUNUN YANINDA EĞİTİMLE MÜCADELE OLMUYOR
Eksikliğinin neye mal olduğuna dün acı şekilde öğrendiğimiz çoklu duman tahliye kanalları, ateş boğma ve fiziki önleme, ateşten kaçanların sığınacağı dışarıyla bağımlı bölümler gibi yangın mimarisine de ihtiyaç duyuyor.
Bunlar akademik olarak öğretilmeden de bir kovaya kum doldurup, yanına da iki balta kama astığınızda yangın sönmüyor.
Batılı ülkeler bundan dolayı üniversitelerde yangın mühendisliği bölümü açmakla kalmamış, yangın türlerine göre de alt dallarını oluşturmuş…
Ayrıca yüksekokullarını kurup, mühendislere destek olması için tekniker ve teknisyenlerini de yetiştirmiş…
Her yapı için zorunlu kıldığı yangın izin belgesinin de ancak yangın mühendisleri ve teknikerlerinin çalışması sonucu verileceğini hükme bağlamış…
Sivil savunma kursu veya çekirdekten işe girmiş itfaiye çavuşunun yanında yangınla mücadeleyi öğrenerek denetçiliğe geçmiş olanların vereceği belgeye bırakmamış…
Mücadeleyi bilimsel kılmış…
Ondandır ki yangınlar en ciddi mesele olmuş, can kaybı azalmış...
Bizde ise daha yakın zaman önce İstanbul'da şimdi de Kartalkaya'da çoğu çocuk 66 canı alıp götürdü...
Hak yolları açık, ruhları revan olsun...