SİYASET, uluslararası ilişkiler ve hukuk alanında çok kullanılan bir kelimedir “obstrüksiyon…”
Karar alma süreçlerini olumsuz etkileyerek, blokaj oluşmasını sağlamak, engel çıkararak süreci tıkamak, ilerlemeyi olanaksız hale getirme hallerine denk düşer…
İsrail’in Suriye’de açıktan yaptığı gibi…
Aslında yeni de yapmıyor, uzun süredir perde gerisinden yürütüyordu, son dönem açığa çıktı…
Suriye’de yaşam süren araştırmacılar, Türkiye’de bölge üzerine çalışan kim varsa aynı görüşte.
Hem Terörsüz Türkiye sürecini zehirlediğini, hem de Suriye’nin tek devletli yapılanmasında atılan adımların ilerlemesinin önüne geçip blokaj oluşmasına neden olduğuna inanıyor.
İsrail’in açıktan atağı ilk olarak Dürzilere yönelik sözde kalkan görevini yerine getiriyormuş görüntüsü vererek başladı.
Bu kapsamda Suriye’nin güneyinde yer alan Dürzi aşiretlere sahip çıkma görüntüsü veren İsrail, burada da durmadı, Şam Ordusu’nun bazı birliklerini de bombaladı.
Şam da bunun üzerine Dürzilerin üzerine çölde etkin olan Arap aşiretlerini yolladı.
GOLAN’IN DEVAMI HERMON
Dürzilerin direnişinin kırılması üzerine çatışmalar durmuş görüldü.
Ancak İsrail durmadı, on yıllardır Golan Tepelerinde yaptığını bu kez Hermon Dağı’nda hayata geçirdi.
Suriye’nin en yüksek dağı olan ve zirvesi Lübnan ile sınırı oluşturan ve etekleri İsrail’in işgal altında tuttuğu Golan Tepelerine kadar uzanan Hermon Dağı’ndaki sorun olarak da Dürzilerin yoğun yaşadığı Süveyda’ya gidecek yardımlar gerekçe gösterildi.
İsrail, Süveyda’ya gidecek yardımların Şam üzerinden yapılmasına karşı olduklarını belirtti.
Görüşmelerden sonuç alınmaması üzerine İsrail ordu güçleri Şam’ın 10 km güneyi ile çevresindeki stratejik askeri hedefleri önceki gün havadan ve karadan vurdu.
Federasyon konusundaki taleplerinden geri adım atan Dürziler ise İsrail’in açık askeri desteği sonrası bu kez bağımsız bir devlet kurmak istediklerini açıkladı.
Dikkat çeken ise yakın geçmişe kadar tek bir lider etrafında buluşmayan, farklı bölgelerde farklı liderlerce temsil edilen Dürziler, İsrail’in desteği ile dini lider Şeyh Hikmet el-Hicri etrafında toplanmaya başladı.
El-Hicri, hafta başında Dürzi şeyhlerini Süveyda’daki evinde topladı ve uluslararası toplumu Suriye’nin güneyinde bağımsız bir bölge kurulması için kendilerine destek vermeye çağırdı.
Oysa el-Hicri, daha önce Milli Ordu saflarına katıldıklarını açıklamış ve Esad sonrası Şam yönetimine desteğini bildirmişti.
NUSAYRİLER “FEDERASYON” DEDİ
Bu gelişmeler olurken, Mart ayında Şam güçlerinin katliamıyla yüz yüze kalan Lazkiye bölgesinde yerleşik Nusayriler, ülkenin federatif bir yapıya kavuşması gerektiği açıklamasını yaptı.
Bir grup siyasetçinin oluşturduğu, “Orta ve Batı Suriye Siyasi Konseyi (PCCWS)” adını alan kuruluşun ilk açıklamasında, “Suriye’de savaşın sona ermesi, barışın ve adaletin sağlanması için en uygun çözüm federal sistem” ifadesine yer verildi.
Esad sonrası Ahmed El Şara Başkanlığında kurulan Şam yönetimi ise federatif yönetim sistemine kapıları kapatırken, başta ABD olmak üzere batılı ülkeler de buna destek vermişti.
SDG adı altında Mazlum Abdi liderliğinde bütünleşen YPG’nin de içinde yer aldığı Kuzey’deki Kürt ve Arap gruplar da 10 Mart’ta Şam’da imzaladıkları anlaşmada federasyon taleplerinden vazgeçmişti.
Ancak Dürzilerin bağımsız bir bölge, Nusayrilerin de federasyon talepleri, DSG’nin tutumunda değişikliğe yol açtı.
İsrail’in Suriye’de yarattığı obstrüksiyon, yani yolunda giden işleri farklı çevreleri harekete geçirerek bloklama çabası da tam bu noktada hayata geçti.
İSRAİL OLUMLU GİDENİ, OLUMSUZA ÇEVİRİYOR…
Yıllarını bölge üzerine çalışmalara ayıran Prof. Dr. Serhat Erkmen de İsrail’in bölgede yolunda giden işlerin bozulmasına neden olan politikalar izlediği görüşünde olan akademisyenlerden…
Prof. Dr. Erkmen, Şam yönetiminin merkeziyetçilik ve âdemi merkeziyetçilik sorununu çözemediğini vurguladı, sorunun temelinin aynı merkezden coşturulduğunu söyledi.
ABD’nin önce Şam’ın yanında göründüğünü, buna güvenen Şara’nın gereken tedbirleri almakta geciktiğini, Washington yönetiminin de bölgede her topu çevirme çabasında yeterli mahareti sergileyemediğini vurguladı.
Prof. Dr. Erkmen, “İsrail Şara’nın devamından yana ama güçlü ve etkili bir hükümete kavuşmasını da istemiyor” deyip devam etti:
“Suriye’de askeri çözüm ile süreç yönetilmesi gittikçe zorlaştı. Nusayrilerin bir zamanlar Esad ile yakınlığı dolayısıyla dile getirdiği talepleri hep eski rejime ait istekler gibi değerlendiriliyor ve karşılık bulmuyordu. Kürtlerin, yani YPG talepleri de Türkiye’nin tepkisine yol açıyordu. Önce bir Kürt lider yaratıldı, şimdi bir el-Hicri Dürzi lider olarak tescillendi. Şimdi de Nusayrilerin bir yapı etrafında lider çıkarması hedefleniyor. YPG veya DSG federasyon talep edince tepki çekiyordu. Ama bunu şimdi Dürziler ve Nusayrilere söyleterek aslında DSG’nin talebinin önü açılıyor…”
ABD’nin son dönem DSG’ye bazı Arap bölgelerini boşaltması karşılığı, taleplerini desteklemek için çaba gösterme sözü verdiğinin de altını çizdi.
ARA FORMÜL: YÖNETİCİLER YEREL HALKTAN ATANSIN…
Bu görüşünde haklı, çünkü ABD’den gelen iktidar ve muhalefet kesiminden senatörlerin de katıldığı, Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Barrack’ın da bulunduğu Ürdün’de DSG yönetimi ile yapılan toplantıda Suriye Anayasası üzerinden yapılan konuşmalarda da buna rastlanıyor.
Barrack’ın son dönemde federasyon benzeri yapıdan söz etmesinin temeli de buna dayanıyor.
Barrack’ın “Federasyon değil ama, ona yakın bir anlayış” diye tarif ettiği modelden ne anladıklarını sorduğum, Şam'daki görüşmelere de katılan İstanbul merkezli Raman Center Araştırmacısı Bedir Melle Raşit, “Anladığım kadarıyla yerel yöneticilerin, yerel bölgede yaşayanlardan oluşmasını sağlayacak, atamalarda ilk tercihin o yöreden yapılması şartını getirecek bir yöntem. Daha önce Şam Lazkiye’ye ve başka yerlere kendi adamlarını yolladı, bölgenin özelliğini bilmeden hareket ettiği için çatışmaların çıkmasına neden oldu. O nedenle ara bir formül aranıyor...”
SURİYE’YE HER TÜRLÜ DESTEK VERİLECEKTİR
Ankara ise Terörsüz Türkiye kapsamında DSG ile yapılan görüşmeleri ve Şam ile imzalanan anlaşmaya işaret ederek, federasyon veya başka bir yapıya izin vermiyor, gereğini yapmasını, silahlarını teslim edip, Şam ordusuna katılmasını istiyor.
Federatif veya benzeri bir yapılanmaya da karşı olduğunu yıllardır dile getiriyor.
Nitekim Milli Savunma Bakanlığı’ndan dün yapılan basın bilgilendirme toplantısında da Ankara’nın tavrı net ortaya konuldu ve Şam’a destek konusundaki kararlılık yinelendi.
“Türkiye, Suriye hükümetinin kendi birlik ve bütünlüğünü korumak için alacağı her türlü tedbire destek verecektir” denildi.
Ancak DSG, yeni Anayasa'yı gerekçe göstererek bu konudaki tutumunda esnemek istemiyor…
TEK SORUN RADİKALLEŞENLER
Sorun da bu aşamada başlıyor.
Prof. Dr. Serhat Erkmen’in yanı sıra, uzun yıllar Türkiye’de yaşadıktan sonra Suriye’ye dönen Raman Center araştırmacısı Bedir Melle Raşit, “Esad’ın gitmesiyle yeşeren umutları Dürzi, Alevi hatta Kürt radikalleşmesi heba etmeye çalışıyor” dedi.
Dışarda olan güçlü devletlerle ilişkilerin iyi kurulup, içerdeki birliğe daha sonra bakma politikasının da soruna yol açtığına dikkat çekip ekledi:
“Terörsüz Türkiye süreci bölgede sorunun çözülmesi, Türkiye ile ilişkilerin Erbil gibi olması için bir umuttu. Sorun PKK ise DSG de bunu çözme arzusunda. Ama Anayasa’dan kaynaklanan ve geçmişteki gibi ülkenin temel taşlarından Kürtleri yok sayan sadece Araplara odaklı devlet yapılanmasının çıkmasını DSG kabullenmiyor. Bu DSG’nin silah teslimini engelledi. Türkiye ile sürecin ilerlemesine de zarar verdi...”
“TÜRKİYE İLE ERBİL GİBİ OLMAK İSTİYORLAR…”
Melle Raşit’in bu konuda önemli tespitleri de var.
Bunun yaşayan örnekleri de bulunuyor; mesela Suriye’nin Irak tarafında PKK alanları boşaltıp, Türk Silahlı Kuvvetleri de bu alanlardaki operasyonlarını durdurması sonrası 15 Kürt köyünde yeniden üretim başlamış ve Türkiye’ye Sumak satımında artış olmuş…
Türkiye’den DSG bölgesine gidiş gelişlerde de sıkıntı azalmış…
Raşit, Kamışlı başta olmak üzere bölgede yaşayanların uzun süredir devam eden sıkıntılı süreçten çıkmak istediklerine de vurgu yaptı.
“Türkiye ile Erbil dost oldu, aldı başını gitti; aynısı olmamız gerekiyor” dedi.
Anlaşılan o ki İsrail’in Suriye’de yarattığı obstrüksiyon durumundan çıkışın tek çıkış yolu var.
Mustafa Kemal Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı sonrası ilk Meclis’i oluştururken sergilediği tutum Suriye’nin de çözümü; yoksa her ülke istediği yere çeker…