Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Abdurrahman Yıldırım Sanayide bir taşla üç kuş: Reform, depremden korunma ve bölgesel kalkınma
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        İstanbul Sanayi Odası aylık meclis toplantısına ekonomiden sorumlu Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın katılması ile sanayinin içinde bulunduğu sorunlar detaylı şekilde masaya yatırıldı. Öyle ya sorun yaşayanlar ile sorunu çözecek ve yol gösterecek taraf bir aradaydı.

        ➔İstanbul Sanayi Odası Başkanı Erdal Bahçıvan’ın sözleri, Türkiye sanayisinin içine düştüğü kısır döngüyü bir kez daha gündeme taşıdı: Yüksek faizler, kârsızlık ve verimsizlik üçgeninde sıkışmış bir sanayi.

        ➔Bahçıvan “Sebebi olmadığımız bir enflasyonun çok üzerinde bir kredi faiziyle karşılaşıyor olmamız, büyük ve haksız bir bedel ödediğimizi ortaya koyuyor” diyerek tabloyu özetliyor. Ancak sorun yalnızca finansman maliyetleri değil; Türkiye sanayisi uzun süredir yapısal bir çıkmazda.

        16 AYDIR DARALAN ÜRETİM FAALİYETLERİ

        ➔Türkiye ekonomisi 2024’te yüzde 3,2 büyürken, sanayi sektörü yalnızca yüzde 0,5 büyüyebildi. Dahası, İSO Türkiye İmalat PMI verileri tam 16 aydır kesintisiz daralmaya işaret ediyor.

        ➔Yani kalkınmanın lokomotifi olması gereken sanayi, uzun süredir raydan çıkmış durumda. Firmaların kâr edemez hale gelmesi, yanlış teşviklerle ayakta tutulan verimsiz kapasite ve teknolojik dönüşüme ayak uyduramayan yapılar, krizin derinliğini ortaya koyuyor.

        ➔Bahçıvan’ın altını çizdiği gibi “Sanayimizin kârsızlık problemini yalnızca ücret, kur ya da faiz gibi geleneksel rekabet unsurlarına bağlamak konuyu basite indirgemektir. Yaşanan sorun, artık erteleyemeyeceğimiz yapısal bir verimlilik problemine işaret ediyor.”

        #resim#1288372#

        DEPREM GERÇEĞİ VE SANAYİNİN İSTANBUL’A SIKIŞMIŞLIĞI

        ➔Bu tabloya bir de beklenen büyük Marmara depremi eklenince, fotoğraf çok daha kaygı verici bir hal alıyor.

        ➔Türkiye sanayisinin yaklaşık yarısı hâlâ Marmara Bölgesi’nde, yani olası bir felaketin tam merkezinde. Depremin yaratacağı fiziki yıkım kadar, lojistik, enerji, tedarik zinciri ve ihracat kanallarında oluşacak kesinti, ülke ekonomisini sarsacak.

        ➔Bugün sanayi için atılacak her reform adımı aynı zamanda bir güvenlik politikasıdır. İstanbul’un deprem riski göz önüne alındığında, sanayiyi Anadolu’ya taşımak sadece ekonomik bir tercih değil, varoluşsal bir zorunluluk haline geliyor.

        TAŞINMAYLA SAĞLANACAK ÜÇ BÜYÜK SONUÇ

        ➔Sanayide yapılacak yapısal dönüşümü Anadolu’ya yaymak, Türkiye’ye üçlü bir kazanç sağlayabilir:

        1-Kârsızlık kısır döngüsünü kırmak: Verimlilik esaslı, seçici ve performans odaklı bir teşvik sistemiyle Anadolu’ya taşınan yeni sanayi bölgeleri daha düşük maliyetle, daha güçlü ölçeklerle üretim yapabilir.

        2-Deprem riskinden korunmak: Marmara’ya sıkışmış üretimin büyük kısmını İç Anadolu, Ege’nin iç kesimleri ve Karadeniz hattına kaydırmak, felaketin ekonomik yıkıcı etkilerini azaltır.

        3-Bölgesel kalkınmayı hızlandırmak: Sanayinin Anadolu’ya yayılması, sadece yeni fabrikalar değil, aynı zamanda istihdam, lojistik, eğitim ve inovasyon altyapısı demektir.

        ➔Anadolu’nun kalkınma potansiyelini harekete geçirecek bu adım, bölgeler arasındaki gelişmişlik farkını azaltmanın da en etkili yoludur.

        ➔Bugün Türkiye’nin önünde tarihi bir fırsat var.

        YANLIŞ TEŞVİKLERİN SONUCU

        ➔Bugüne kadar teşvik politikaları çoğu zaman “herkese eşit” dağıtım anlayışıyla uygulandı. Bu yaklaşım ne verimliliği artırdı ne de kalıcı bir rekabet gücü yarattı. Ekonomiye anlamlı katkısı olmayan birçok firma, kamu destekleriyle ayakta kaldı.

        ➔Oysa bu kaynaklar, inovasyona yatırım yapan, yüksek katma değerli üretime yönelen firmalara kanalize edilmeliydi.

        ➔Bugün yapılması gereken, Anadolu’ya taşınacak yeni sanayi yatırımlarını akıllı teşviklerle desteklemek.

        ➔Performans göstermeyen, düşük katma değerli firmalara kaynak aktarmak yerine, teknoloji geliştiren ve küresel rekabet gücü yaratan girişimlere öncelik verilmeli.

        REFORM, TERCİH DEĞİL ZORUNLULUK

        ➔Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “2026 reform yılı olacak” sözleri, sanayi için belki de son büyük fırsat.

        ➔Çünkü sanayisiz kalkınma olmaz. Daha açık bir ifadeyle, sanayide köklü reform yapılmazsa ne rekabet gücü korunabilir ne de istihdamda kalıcılık sağlanabilir.

        ➔Erdal Bahçıvan’ın dediği gibi, “asıl mesele fırtınaların varlığı değil, ülkenin onlara ne kadar hazırlıklı olduğu.”

        ➔Türkiye’nin hem ekonomik fırtınalara hem de büyük Marmara depremi gerçeğine hazırlanmasının yolu, sanayiyi verimlilik odaklı bir reform sürecine sokmak ve bu dönüşümü Anadolu’ya taşımaktan geçiyor.

        ➔Bunların üçü de tek bir stratejiyle yapmak yani sanayi reformunu Anadolu merkezli bir yeniden yapılanmaya dönüştürerek pekala mümkün.

        ➔Eğer bu adım ertelenirse Türkiye sadece sanayide değil, toplumsal refahta da geri kalır. Cesur bir karar alınırsa, Türkiye hem güvenliğini hem de geleceğini garanti altına alır.